A hole on the toilet wall: hayatımın en güzel bayramın üçüncü günü

Sayfalar

oh my çok çılgın!

10 Aralık 2008 Çarşamba

hayatımın en güzel bayramın üçüncü günü

öncelikle önceki blogda polonyayı fethetmeye gidiyorum demiştim yaa..
aslında ben slovakya'yı fethetmeye gidiyomuşum..
gidince farkettim.. xD
her neyse gittim okula onda..
aradım "hocam nerdesiniz?" "konferans salonundayız"
konferans salonunda bi sürü tip..
onlarla tanıştım..
bundan sonraki aktiviteleri pek anlatmıycam kişilere odaklanıyorum..
4'ü slovak 3'ü ispanyol..
slovaklardan bi tek slavka mı neydi adı o kadın ingilizce biliyo..
mavi gözlü tatlı bi kadın..
bi de müdürleri var miroslav..
kısaca miro..
bildiğiniz john locke.. lost'taki yalnız felsefeyle alakası yok..
bi de eva var.. çok süslü bi teyze..
bi de öbürü var o kadar az iletiştik ki adını bile hatırlamıyorum..
çok şekerler ama yaa..
yemek yerken özel hayatlarımızı didiklediler filan..
miro bize kısa bi hikaye bile anlattı..
hayallerimizi yakalamakla ilgili..
tatlı bi hikayeydi ama burda anlatmıycam..
dilşut'la benim sırrımız o bize anlattı bi kere..
hayalimizdeki ideal erkekte olması gereken kriterler sorusuna dilşut anında zengin olsun dedi,
ben çantamdan twilight'ı çıkartıp arkasından robert pattinson'ın resmini göstermek suretiyle
"ahanda bunu istiyorum.." dedim..
sevgilimiz olmaması konusunda dilşut akıllı davranıp slovakya'dan bulucaz'a getirdi işi xD
bi de ispanyollar var tabii..
miriam, paulo ve bea..
favorim kesinlikle miriam..
alıp eve getircekim resmen çok tatlı yaa..
bi insan bu kadar sıcakkanlı olabilir..
sürekli bi muhabbet bi şey..
herşeyi merak ediyolar, görmek istiyolar..
geldikleri yer ispanya'nın küçük bi yeriymiş istanbul'u görünce delirdiler resmen..
ve yine erkek arkadaş konusu..
dediğim gibi özel hayatlarımız konusunda aya meraklılar..
kendisi beni bi güzel teselli etti..
hayır bi sorunum var filan da demedim ama içine mi doğmuş nolmuş..
herneyse işte dopdolu bi gündü.
gün sonunda beynim iyice lapalaşmış bi hal aldı, kimle nece konuşucağımı bilemez oldum..
ki hatta sultanahmet camii'nin çıkışında adamın birine "pardon" yerine "üzgünüm" dedim..
üzgünüm ne be..
direk çeviri.. bütün gün "sorry" demekten..
herneyse bol bol fotoğraf çekildik..
sevdik birbirimizi..
miriam'ı en çok sevdim..
bi de miro'yu..
miro dedem olsa hatta..
işte süper bi günün ardından, tramway'dan indim,
güngören'de açık parfüm
ve kafaya boca edilmiş saç jölesinden ibaret olan insaların yanından geçip
merdivenlerinde kan damlaları olan apartmanımıza girip gelip bunları yazdım..
bi de gitcem ben burda durmam diyince
"ne işin var napıcan gidip??"
"kendini amerikan sanıyo bizim kız" filan diyolar.
halbuki yok sadece çevremdeki haydarlardan sıkıldım
daha çok miriam görmek istiyorum..

6 küçük şişe sallanıyor:

dilsad dedi ki...

evet o hikaye bizim özelimz yaşam sırrı o ;) ama öncellikle burdan ders alması gerekn bence sensn büş belkide o bi el ötende xD iyi düşün. ayrıca slovakyalılar bana hayran kaldılar hahayt.

**bushu** dedi ki...

hayır bi el ötemde değil..
eminim bebeyim xD
o o değil.. ı ıh..
bence beni de sevmişlerdir öle deme xD

dilsad dedi ki...

hmm olabilir tabi seni d sevdiler ama beni daha çok dimi xD bence ben oraya gitsem kesin birini bulurlar bana :D

**bushu** dedi ki...

yani o kadar çok belirtti ki elleri mahkum artık xD

dilsad dedi ki...

ya ama şimdi gerçekler ortadaa xD

**bushu** dedi ki...

saçlarını da beyendiler zaten xD