A hole on the toilet wall: spontane gelişti her bişey

Sayfalar

oh my çok çılgın!

1 Mart 2009 Pazar

spontane gelişti her bişey

geldiiiim xD
başlıyorum gün blogu olcak yine..
şimdi bizim bugün türkiye geneli vardı..
öss hatta haftaya da yds var..
gerneyse ona girdim..
cidden zor bi sınavdı yordu filan baya herneyse sonra çıktık elif hocanın odasında takldık bi müddet..
dilşutlar bi yerlere gitcekmiş o bizle takılmadı gitti erkenden biz de napalım yemek yemek üzere capacity'ye gittik..
yolda didik "sinemaya gidelim mi?" dedi
"para var mı??"
"var bende.."
"e iyi o zaman gidelim.."
gittik bilet aldık daha iki saatimiz var napalım..
mc'e gidelim..
kahve ve böğürtlenli tatlı eşliğinde -kampanya vardı yoksa biliyosun böyle asortik şeylere pek sık girmiyoruz.. halk adamıyız yok öğle böğürtlenli tatlı filan paramız varsa iskender xD xD
gittik konuştuk, konuştuk, konuştuk..
sonra çıktık,
biraz kalmıştı filme bi kaç mağaza gezdik,
insan dikizledik bişiler..
bu süre zarfı içinde anneme ulaşıp geç kalıcam diyebilmek için uğraştım ama o telefonuna bakmadı..
sonra filme girdik..
on dakika geçmeden annem aradı..
böyle de bi zamanlama konuşmak yok tabii xD
herneyse filmi anlatıyım o zaman o da çıksın aradan bi aralar anlatmam gerekicekti..
şimdi başta hangi filme girelim diye düşünmüştük..
slumdog millionaire'le revolutionary road arasında kaldık..
sonra dedik
"bırak hintli mintli onlar hollywood yapımı gerek bize,
oscar bahane kate winslet'la leonardo pek bi şahane,
hem en iyi kadın oyuncuyu almış işte daha ne!!"
evet kafiyeli konuşuyoruz çünkü biz, bilmiyosun sen..
hayatı müzikal tadında yaşıyoruz çünkü..
herneyse işte izledik..
güzeldi,
yani değişik duygular içindeyim açıkçası..
hayaller filan var işin içinde,
kime kızıcağımı bilemedim bi süre, ama frank'e kızdım en sonunda..
en nihayetinde hayalleri olanı desteklerim hep..
film son kısmında göz pınarlarımda bi takım hareketlenmelere sebep olsa da o bi damlayı düşürmeyi başaramadı..
gerçi işte o bi sahne birazcık daha uzun olsaydı kesin giderdim gibi geliyo ama herneyse..
kendi aramızda john the mathematician diye seslendiğimiz,
ortamın delisi ama aslında tek mantıklı insanına da bayıldık..
acayip rahatsız bi karakter..
hatta filmdeki en güzel karakter..
sonuç olarak güzeldi bence izlenesi..
ama bi hayalperesti korkutmuyo değil yani "böyle mi olucam ulan bende??" diye sordurtuyo..
yani ne biliyim hayal kırıklığı kötü bişey en nihayetinde ve hayatının gözlerinin önünde boşu boşuna yok olup gittiğini görüp, hiç bişey yapamadan yaşamak,
bunun farkında olup farkında değilmiş gibi yapmak zorunda kalmak,
hayatın yoğunluğu içinde kendini kaybetmekten daha kötü bişey..
farkındalık her zaman pek iyi bişey değil anlıycağın..
aslında en iyisi farkında ve istediğin gibi yaşayabilmek ama zor işte o da..
hatta dur tanık göstermek suretiyle düşünceyi de geliştiriyim tam olsun he ne dersin xD
"It takes backbone to lead the life you want, Frank." dedi april wheeler filmin bi yerlerinde, gördüğün gibi o da bana katılıyo bi yerde..
ayrıca kate winslet'da tapılası bi kadın evet..
sarı saç koyu renk kaş kombinasyonunun bi insana yakışıcağı hiç aklıma gelmesdi ama kendisine cidden yakışıyo..
valla bak.. bi dikkat et..
ve dahası bunu da söyliyim biticek frank'in çalıştığı yerdeki sekreter kız little miss sunshine'daki dwayne'in sevgilisi..
ayrıca o kız yakında çok ünlü olucak benden söylemesi..
herneyse işte izledik filmi didi'nin yanındaki kadın film boyunca kafayı yemiş..
kim birileriyle yatsa hepsine küfrediyomuş eheh xD
herneyse çıktık,
carousel'e gittik ordaki burger'da hardallı yedik,
takıldık bi miktar,
çikolata aldık ve eve geldik..
son.

2 küçük şişe sallanıyor:

dilsad dedi ki...

yaa çook pissiniz hep ben yokken yapıosnz böle güzel şeyler. hem var mıydı bizim kitabımızda(arabekse bağladımm) ayrı ayrı sinemaya gitmek gidemiosak beraber gidemiodk.

**bushu** dedi ki...

sen kendin gittin bebeyim zaten spontane gelişti diyorum planlamamıştık hiç..
zaten düşündük seni de,
hatta dedik "benjamin button varsa bile gitmeyiz dilşutsuz" gerçi yoktu ama olsa da gitmiycektik yine de valla bak xD