oh my çok çılgın!
fuck etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fuck etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Şubat 2013 Çarşamba
Feid yazılır Fayd Okunur
Dün gece 4'te yatmama rağmen babamın susmak bilmeyen alarmı sayesinde sabah 7 sularında uyandım ve tekrar uyuyamadım. Uykusuz olduğumda kafam illa ki bi şeye takılır; neden bu sabah bi istisna olsun?
Bunlar Feid'lar. Az önce, bizzat kendi götümden uydurdum. Soyadlarından da anlaşılacağı gibi Alman kökenliler - böyle bir kelime olmadığına neredeyse eminim. Nazi'lerden kaçıp Amerika'ya yerleşmişler, yeni hayatlarına yeni isimleriyle, Morty ve Terry olarak devam etmek istemişler. (Aka Almanya'da Terry ve Morty isimleri var mı bakmaya kasamadım.) Yine de hiçbir zaman yaşadıklarının etkisinden çıkmayı başaramamışlar.
İlk evlatları Petri. Donuk bakışları ve asla gerektiği hızda gelmeyen reaksiyonlarıyla Petri, Terry ve Morty'nin en başarısız girişimi olarak tanınıp biliniyor. Çamurdan da olsa evlat evlat olduğu için besleyip büyütmüşler; "Sonuçta atsan nereye atıcan? Atamazsın ki, canının parçası" diyor Terry evladından bahsederken yaşlı gözlerle.
Justine Feid, evin ikinci çocuğu. Küçüklüğünden beri Justy olarak çağırılan bu küçük kız Petri'nin aksine iletişim becerilerine sahip bir canlı olduğu için kısa zamanda ailenin gözbebeği olmuş, prensesler gibi büyümüş. Kızlarını biraz fazla şımartıyor olabileceklerini fark ettiklerinde Justy çoktan bencil ve ilgi düşkünü birine dönüşmüş bile.
Claire ailenin en küçük ve son çocuğu. Morty "Bizim son umudumuzdu" diye bahsediyor Claire'den. "İlk çocuğun mal, ikincisinin de kevaşenin önde gideni olacağını fark ettiğimizde Claire'i yapmaya karar verdik. En kötü üçüncüsü de inek olur, evde yaşanan hınzır olayları senaryolaştırıp Amerikan dizi sektöründen payımızı alırız dedik." Ne var ki Claire'de de işler beklendiği gibi gitmemiş. Kızları ergenliğe girer girmez sağda solda pro life pankartları açar olmuş.
Spotty evin köpeği. Benekleri var.
6 Şubat 2013 Çarşamba
my ding ding dong
An itibariyle derslerimi seçecek insana kul köle olacak durumdayım. İnsanın almak istediği bütün dersler mi zorunlularıyla çakışır ya? Delirmek üzereyim. (Ayrıca tarih seçmelisi almak istemiyorum. Ööööf)
Kelimenin gerçek anlamıyla yıllar sonra Bahçeşehir'e gittim bugün. Yıllar yılı bomboş duran bütün boş alanlar, yeşillikler an itibariyle bina dolu. Bir sürü de saçma sapan işhanımsı yapı doldurmuşlar. Bin yıllık gölet, Bahçeşehir Parkı olmuş girişindeki iğrenç kapıda yazdığına göre. Koskoca memlekette -hele de şehrin çehresiyle ilintili kararlar vermesi gereken güruh içerisinde- estetik algısından nasibini almış bir adam olmadığını biliyordum ama Bahçeşehir'i öyle görünce ister istemez tekrar bir sinirlendim. Hayır, zaten elinden iyi bir şey çıkmayacak, öyle bir beklentim yok, sessizce elindekileri yere bırakıp uzaklaşacağın günleri bekliyorum ama bari yapılanı bozmasaydın annecim. Şaka maka çocukluğumu kirletmişler gibi hissettim o iğrenç yapılardaki iğrenç tabelaları görünce. Yenibosna'dayız sanki..
Sıkılıyoooooooms.

