A hole on the toilet wall: Ocak 2010

Sayfalar

oh my çok çılgın!

31 Ocak 2010 Pazar

hadi kızlar go go go! umudu elden bırakmıyoruz!'



"Benim bi tane kızım var. Onu da gidip amerikada tuvalet temizlettirip, insanlara hizmet ettirmem. gidiceksen gezmeye gider gezer gelirsin." diyen bi baba, gezmeye gidecek kadar para olmaması ve bu sebeplerden kaynaklı bi hayal erteleme durumu. Öte yandan Work&Travel muhabbetine son noktayı koyan şu cümleler uzun süredir yok ona kesinlikle izin alamam diye düşünen şahsımı Interrail için cesaretlendirmedi dersem yalan söylemiş olurum. git gez, çalışma, bi yere bağlı olma diyo işte daha ne?

30 Ocak 2010 Cumartesi

bu haftasonu misafire doyuyoruz!


yaklaşık yarım saat sonra annemin eski bi arkadaşı(gil) gelicek.
kızları var. seviyorum.
bu açıdan sorun yok.
yalnız yarın da amcasının oğlu(gil) ananeme hoşgeldin demeye geliceklermiş ki
ömrü hayatımda kendileriyle hiç karşılaşmamış olmamdan kelli çok da yakın ilişkiler içinde olmadığımızı ve ananeme hoşgeldin demeseler ananemin aklına bile gelmeyeceği çıkarımını yapmakta bi sakınca görmüyorum.
tanımadığım insanların evimize gelmesini sevmiyorum.

bunun dışında kardeşim evi terk edip bu geceyi babanemlerde, takip eden iki günü de esenkentte geçirmeye karar verdi ki bu önümüzdeki bir kaç gün olur da babamı bilgisayardan uzak tutmayı başarabilirisem normal insanlar gibi gündüz gözüyle klavye görebileceğim anlamına geliyo.

29 Ocak 2010 Cuma

bazı şeyleri açıklığa kavuşturmak gerek

meyveleri yıkamak gerekir


gıda yıkama konusunda oldukça netim.
muzu yıkayanı gözüm görmesin..
kuru meyvenin de her daim kuru kalması taraftarıyım.
mandalinayı yıkayanlara karşı biraz ılımlı olmakla birlikte
yıkanmamış yumurtadan acayip tiksiniyorum.

28 Ocak 2010 Perşembe

zombieland

zombieland, zombie, wichita, columbus

bi film hem bu kadar "zombi filmi" olup, bu kadar komik ve tatlı olabilir.
bayıldım.

bakıyorum da resmen dünyada çok tatlı erkekler var

tabi ki de ismini vermiycem yeni maralımın.

sen yatağında huzur içinde uyurken ben burda 3 dakikalık bölümlere sahip bi mini dizi bitirdim.
konuyla ilgili olarak sadece şu adamın son zamanlarda gördüğüm en tatlı insanlardan biri olduğunu ve kendisini yeni bana da bunun gibi bi tane verseler nolur sankim seçtiğini söylemekle yetinicem.

düşünüyorum ama bulamıyorum

düşünmek

evde ekmek bulamayıp yumurtayı zeytine katık yaparak karnımı doyurmaya çalıştığım şu saatlerde, tam az demlendiğinden kelli alenen yaprak kokan çayımı yudumlamak için ağzıma yaklaştırıyodum ki zihnimin orta yerine (fikrimin ince gülü) bi şimşek çaktı ve yıllar yıllar önceden, gerizekalı bir ilkokul çocuğu olduğum dönemlerden kalma bi fıkrayı hatırlamaya çalışırken buldum kendimi. bi "şef tali" vardı bi de bunun "r"leri "y" olarak telaffuz eden bi karısı.. hiç komik bi fıkra değildi, yani çok gerizekalıcaydı.. keşke hatırlayabilseydim.. bu beni, bira sevmememden sebep bir sıfır geriden başladığım alkollü mekan muhabbetlerinde "geçmişe dair garip ayrıntıları hatırlayan ilginç insan" yapardı, bunun gazıyla masadaki tütün ve alkol içerikli mamüllerin kadrajda olduğundan emin olduğum fotoğraflar çeker feysbuka kordum. altına da "nası içmiştik yau o zaman" tadında yorumlar yapar, bi iki tane de kimsenin anlamadığı espri patlatır, insanlara alttan alta siz anlamazsınız mesajı verirdim. olmadı, hayırlısı artık.

bunun üstüne içimde ateş var atalay üzüyorsun beni diyor ve ortamı terk ediyorum.. şaka maka ikinci kıza çok üzüldüm yahu.

27 Ocak 2010 Çarşamba

komikliğimi nasıl kaybettim?

şu çocuğa dönüşme konusunda çok ciddi kaygılarım var


evet iki gündür bu sorunun cevabını arıyorum ben kendi içimde. eskiden daha bi eğlenceli bi kzıcağızdım sanki, hani var ya o espriden anlayan kız neyin heh ondandım işte ama bi süredir öyle değilim gibi sanki. kendi kendime hiç eğlenemiyorum artık.. her neyse bunun üstüne düşündüm ve bu korkunç durumun sebebini buldum..

her şey bundan aylar önce başladı. o zamanlar zihnim daha körpecik, kirlenmemiş.. kuzenceğizimin arkadaşlarından biriyle msn'de konuşurken sana puanım dohuz kankam diyo ve ben o ne yeaa her yerde var? diye soruyorum.. nası yaa nası bilmezsin? şekinde bi takım şoklar yaşıyo ama bilmem tabii komikli videoya mesafeliyim o zamanlar ouww çağleeiy çağleeiy ouuw ouuww bile çok yabancı bana.. link atıyo tabi ve onu yeni linkler takip ediyo. komikli video işine ısınıyorum, kafama yatıyo yani hoşuma gidiyo. ve işte o günden bu güne (aslında düne) kadar bıkmadan usanmadan komikli videolar izliyordum, salak bu çocuk yemin ediyorum gerizekalı annesini her fırsatta sevgiyle anıyor, kendini rap müziğe adayan polat alemdar çakması yurttaşlarıma kokulu öpücüklerimi yolluyor ve bilhassa flashback öncesi elindekileri yere düşürme klişesini güğümle gerçekleştiren gülnaz'a anıra anıra gülüyordum.. işte ta ki dün akşam facebook'ta orphaned land'li porcupine tree'li bi muhabbete artiz ne arar la bazarda? diyerek dalana kadar. yazıyı gönderdim ve yorumlar arasında göründüğü anda lan? dedim.. izlediği komikli videonun repliklerini kullanmak da nesiydi? farkında olmadan boğazına düşkün bir komşu yavrusu mu oluyordum? bir mertcan'a bir samet'e mi dönüşüyordum? peki ya bunun devamında ne gelecekti ha, arkadaşlarıma telefonda kınayta gelin olm, akşam dokuzda kaos varmış ona katılırız mı demeye başlıycaktım, lanet olsun yine dc yedim yaa üf diyerek klavye mi parçalayacaktım? cümlelerin geçmişte takıldığına bakma, şu andan bahsediyorum. dolayısıyla komşu çocuğunu dönüşüp dönüşmeyeceğim sorusu bütün bilinmezliğiyle karşımızda duruyo. ne var ki şu yazıyı yazdığım süre içinde bile yaklaşık 3 tane komikli video izlemiş olmam gibi bi gerçek var ortada, hayırlısı artık.


şaka maka ben yeniden komik kız olmak istiyorum ya..

24 Ocak 2010 Pazar

kendimi çok fena geliştirdim


anneannenle aynı evi paylaşmanın bir diğer sonucu da yaptığın aktiviteleri sürekli yanında biri konuşurken de gerçekleştirebilme becerisi edinmek.
mesela şu an ananem konuşurken blog yazabilirim, blog okuyabilirim, film izleyebilirim, kısacası konsantrasyon gerektiren bi çok şeyi yapabilirim ve bu sırada anneannemi dinliyomuş izlenimi verebilirim.
şu an yapıyorum mesela..
ananem geldiğinden beri çok geliştirdim kendimi..

23 Ocak 2010 Cumartesi

nutella'ya laf söyletmem ulen


bi insana uyuz olmam için çok da büyük ve sağlam sebeplere ihtiyacım olmadığını hepimiz biliyoruz ama bu sefer bahsedeceğim insan grubuna duyduğum nefreti kendi içimde mantıklı temellere oturttum. bi dinle bak. şu sıralar sırf daha karizmatik görünmek adına popüler olana bok atmayı kendine görev bilmiş insanlardan tiksinmelerdeyim. ve bu söz konusu insan kümesi içinde en çok gözüme batan grup "nutella ne yeaa hepiniz artizsiniz, çokokremden, şokelladan hiç de farkı yok bile" savunucuları. algıladıklarını nasıl bi zihinsel süreçten geçiriyolarsa artık, karşılarındakileri kahvaltı masasına koyduğu şeyden prim yapmaya çalışacak kadar çaresiz, kendilerini de buna karşı geldikleri için (çikolataya karşı gelmek ne demekse artık) kahraman gibi görmeyi başarıyolar. hayır düşünüyorum, facebook'ta "solcu bi anne babanın çocuğu olmak" konulu yazılar paylaşan, eurovision'da birinci olan şarkının bi anda hayatının şarkısı olduğunu zanneden gerizekalı yeni ergen için bile fazlasıyla çocukça.

hayır sevmiyosan sevmiyorum de ya da ne biliyim cidden arada bi fark olmadığını düşünüyosan "bence arada fark yok yeaa" de.. pahalı geliyo ondan alamıyorum diyosan e gir koluma birlikte gidelim bim'den ucuz ve kalitesiz gıdalarımızı birlikte alalım ben her hafta yapıyorum bunu ki zaten diğer çikolatalardan da daha pahalı olduğu şehir efsanesi, baktım fiyatlara hiç de öyle bi şey yok..

her neyse demem o ki rahat bırakın şu nutellayı da nutella severleri de. sinirleniyorum. uykum geldi karnım da aç zaten, haftalardır da nutella görmemişim aklıma vurdu gece gece.. off.

uyusam mı naapsam?


hallo güzel insan!

beynim süngerleşti. bişeyler yazmak isteyen ama üşenen insan hallerindeyim. hani bahsedebileceğim bi ton şey var ama onları cümle haline getirip, araya bağlaçları neyin sokuşturmak çok zor geliyo şu an, hani kafam durmuş gibi, yazdığım hiç bi şey güzel ya da komik olmicakmış gibi..

donuyorum. elim ayağım her bi yanım donmuş vaziyette. bu noktada binanın sağını solunu boyamayı yalıtımdan daha önemli gören apartman sakinlerine sevgilerimi iletmek istiyorum. üşümekten yoruldum resmen.

karnım aç. gidip gelip bişiler atıştırıyorum ama karnım doymuyo, karnımın doymasını geçtim açlığımı yatıştırmıyo bile. en iyi alternatif yumurta ama her gece her gece yumurta yemekten içim çıktı. meyve desem evde sadece nar ve ayva var.. bi de garip bi şekilde konserve ananas. bu sonuncusuna neden sahibiz inan ben de bilmiyorum zaten tadı çok kötü, turşu gibi.. her neyse bu noktada da nar'ı kim ayıklıycak, ayvayı on saat kim çiğniycek de yutucak aşamasındayım. neden kolay tüketilebilir meyvelerimiz yok ki bizim de normal insanlar gibi aşaması olara da bilinir.. aa bi dakka sanki emre babaannemden gelirken bişiler getirmişti. an itibariyle bi dakka olm evde bişiler olabilir aşamasına geçmiş vaziyetteyim. gidiyim bi bakiyim (03:21)

oha elmayla portakal buldum yaşasın o zaman. (03:23)

mutluyum ama artık resmen şu an ben. bi şeylerden şikayet edesim filan kalmadı meğer tek derdim gıdaymış.


neyse öbdüm o zaman radyoda da black çalıyo zaten. bence de bi alakası yok.

22 Ocak 2010 Cuma

hoşgeldin anane

ne zaman ki biri sabah "hadi kalk çay yap da kahvaltı yapalım, hadi açlıktan öldüm yahu sabahtan beri" diyo işte o zaman o kişinin hayatımdaki yerini sorgulamaya başlıyorum.
gidip yesene yemeğini, göbek bağımızı birlikte mi kesildi de her şeye beni bekliyosun aa!!
bunu sadece her sayfayı açtığımda şu kıllı kadını görmek zorunda olmamak için yazıyorum.
içim kalktı be aaa.

19 Ocak 2010 Salı

eteklerimde karla geldim

biliyorum kimseye bunu yapmaya hakkım yok ama durup durup zamanında yapmış olduğumuz "dizimin yukarısında çıkan kıllara inanmıyorum" ben esprisine güldüğüm şu günlerde (valla otobüs molasında didiyi aradım ne komiğiz olm biz diye) bunu yayınlamak zorundaydım.
Савета Јовановић каже: "Ја не верујем у косе на мом уппер ноге."

malum anneanne (evet doğrusunu bildiğimi göstermek için böyle yazdım bunu yoksa yazının devamında gayet anane diye bashedicem kendisinden) kısmısımı istanbul taraflarına getirme amacıyla eskişehir'e yollanmıştım dün.

bugün de büşra'yla buluştuk, ilk defa eskişehir sınırlarında tek başıma bi yerlerden bi yerlere gitmiş olmanın haklı gururunu yaşadığımdan bahsetmek isterdim elbet ama zaten el kadar yer tramvaya biniyosun bi ucundan öbürüne gitmek yarım saat.. o yüzden böyle bi şeyle övünmek yön bulma becerilerime bi hakaret olur diye düşünüyorum ve sesimi çıkarmıyorum. her neyse takıldık ettik işte, sınırsızdan girdik adalar diyolar sanırım ordaki bi cafeden çıktık. tüm bu süreç çinde sabah gayet güzel olan (yengem öyle dedi) hava buz gibi bi yağmura ve çok geçmeden tipiye döndü. iç anadolu soğuğu görmüş oldum ben de.. allah düşmanıma yaşatmasın olm, yemin ediyorum istanbul'da iyi yaşıyoruz.. elim, ayağım, yüzüm, gözüm her bi yanım dondu resmen.

plan yarın istanbul yolu tutmak şeklindeydi ama dayım ananemi doktora götürücekmiş yani 2 gün kadar daha buradayız gibi görünüyo. her şey iyi güzel de kıyafetim yok tamı tamına 1 (yazıyla bir) çift temiz çorabım kaldı.. hayırlısı artık yabılcak bişi yok, evdeyim bundan sonra..

bak şimdi aklıma geldi, gelirken otobüste kulaklık veriyolar ya.. bu sefer aldım onu, böyle radyolar filan var garip garip.. radyo gibi de değil de işte.. mesela bi tanesi var ki resmen gitarlı müzik diye kategorize edilmiş, belli. 6 saatte can çıkartıcak indielikteki şarkılardan (indielik, hıhı) girdi, kulak parçalayan örgörögöröggööööögh metal parçalarından çıktı.. gel gör ki bu kadar geniş bi seçkiden sonra zihnimde en çok yer eden insan avril lavigne oldu. bunca yıl yüce güçler tarafından korunmuşum resmen de bilememişim. cesaretin varsa kendisinin when you're gone isimli eserini kulaklıkla dinlemeyi dene.. televizyondan filan izlemek gibi değil, resmen insanın ruhunda derin yaralar açıyo.

bi de şarkı filan demişken. yaklaşık 7 yıl sonra yaşadığım this love aydınlanmasını da söylemesem olmicak. feyste bi karaoke videosu izlerken yaşadım.. insanın bi anda yıllarca en naif duygular ve ibicik übücük halleriyle söylediği şarkıda "I tried my best to feed her appetite /
Keep her coming every night / So hard to keep her satisfied" gibi bi kısım olduğunu fark etmesi çok garipmiş.. lan lan lan diye kaldım mesela ben. azıcık gerizekalılık var herhal, 7 sene sürer mi arkadaş insanın şunu fark etmesi.


neyse bu kadar söliceklerim hadi kal sağlıcakla.

17 Ocak 2010 Pazar

günlerdir pek bi yoğunum hiç de bilemedin


özlenmiş olduğumu umarak geri döndüm.
malum bilgisayarım bozulmuştu günlerdir yokum kısa bi özet geçiyim diye geliverdim.
şimdi bu süre içinde dünyanın en yorucu günlerinden birini yaşadım ki kendisini 4 saatlik uykuyla sinemaya git, bütün gün alışveriş merkezinde dolan, 1.5 saat istiklal'de oda arkadaşı bekle, hava o kadar soğuk olsun ki gülümsediğinde dudakların kanamaya başlasın (evet hassasım, hiç belli olmuyo di mi?), doğum günü kutla ve bu toplamda 20 saat sürmüş aktiviteden sonraki pek cici uykudan içeriye b vitamini bombası atılmış gibi kokan bi odaya uyan şeklinde ifade etmeyi tercih ediyorum, emir cümlesi sevengillerdeniz.

kendisini müteakiben her yanımdan poşetler sarkmış vaziyette bebek-haznedar yolculuğu yaptım. 3 vesayet boru değil, her yanım hala ağrımalarda. hayır aylardır her hafta bekliyorum bi insanoğlu çıksın da desin ki tutayım şunun ucundan hele, yazık sana narinsin (bütün komik arkadaşlarım hayır!) yumuşacık ellerin, incecik belin (hayır dedim!) incinir.. yok anasını satiyim..


o değil yarın eskişehir'e gidiyorum hiç haberin yok. kendisinin haberini
-alo anne nabıyosun? yaa dünyanın en güzel elbisesini gördüm az önce.. +hea ne güzel.. nerdesin şimdi sen? yurtta kalıcan di mi gece? -evet yarın sabah gelicem +iyi erken gel o zaman eskişehir'e gidiyosun yarın

şeklinde bi diyalogla öğrenip, iki gün erteledim. ananemi kapıp gelicem. kuzen yanına gitme muhabbetleri yalan oldu.


başka bi şey yok. bitti işte bu kadar. bi de bugün kız montu aldım onu da söylemeden geçmiyim. umrunda değilmiş gibi en sonda söyle, yani önemli bişi değil yeaa der gibin. kuul ol.

13 Ocak 2010 Çarşamba

garipli haller

hüzün bastı pantolonumu çıkarayım hele halleri.


pek garip ruh halleri içine giriverdim bi anda, yağmurlu havada alışveriş yapmak için şok'a gittiğimde böyle oluyo hep.. çok saçma evet ama böyle bu. denedim onaylandım. yağmurlu havada şok'a yürümek fena çarpıyo, hüzün basıyo her yanımı. dertsiz insanın işi zor diye buna diyolar işte.. gerçi şu an biraz şüphe düştü içime belki demiyo da olabilirler ama diycek olsalar böyle durumlar için derler eminim yani bundan.

bi de halihazırda hitaplarımın içine 'abi' serpiştirdiğim yetmiyomuş gibi, cümlelerimin başına sonuna gayet yayvan 'yani'ler ekleyerek oldukça gay bi konuşma tarzı elde ettim. kendimle gurur duymuyorum tabi, sadece merakla bekliyorum acaba daha ne kadar deforme edebilirim konuşma şeklimi diye..

dün gece 3'ten beri vera dinliyorum. nerden aklıma geldi bilmiyorum, bi anda 'lan!' dedim, açtım, sardı da yani, gittiği yere kadar heralde artık. bu arada dikkat ettiysen yine 'yani' kullandım. kurtulamıyorum off.





bi de bütün güzel kızlara puh!
hepsi ölsün,
etleri yansın,
kurtlar bile yemesin onları.






e hadi sen de kal sağlıcakla.

12 Ocak 2010 Salı

ilk defa 200'lük banknot tuttu bu eller

eline accık para geçince bozulan kız. yani bozulan derken para seni bozmuş anlamında. pek de bi zevksiz siyah ayakkabı kahverengi çanta filan bilemedim. demek ki para her şey değil. insan da zevk olucak.


halk arasında hakkında "parası yok onun yaa fakir o" diye de bahsedilen şahsım bu sabah bebek semalarında görüldü. ama bi sormak lazım tabi neden diye.. açıklıyım hemen malum kyk burslarımız yattı efendim. gerizekalı banka çalışanlarına rağmen almayı başarmamdan kelli mağrur bi gülümsemeyle bakıyorum şu an ekrana.



sabahın kör vakti kalkmış olmamdan sebep uykum var çok feci tabi, bu halde murat hoca'nın dersine girersem uyur kalırım gibi bi düşünceyle odamcığımda kalıp dergicilik yapmayı (süpriz bu çok cici), üstüne canikonun çevirisine bi miktar el atmayı, onun da üstüne gidip hattımı açtırmayı düşünüyorum. böyle planladım günümü. çünkü ben her zaman plan ve porgramları dahilinde yaşayan oldukça düzenli ve belli konularda çok net prensipleri olan bi insanım. hıhı evet.



bırak allasen yea.



-evet bursunuz yatmış..
+üç katı di mi?
-hayır tek.
+ama üç katı olması lazımdı.
-yok 600 yatmış sadece.
+işte o üç katı oluyo.

11 Ocak 2010 Pazartesi

toşşiieee* nolur geri döööğn seni çogözlüyooooğm

şu an mutlu gibiyim ama aslında geçici bi durum bu bilgisayarsız kalınca üzülücem yeniden temalı görsel

pek iyi kalpli oda arkadaşım ezgi sağolsun acılar içinde kıvranmaya başlamadan elimin altında bi bilgisayar bulabildim. malum bilgisayarım bozuk, bu hafta korkunç geçicek bunu da biliyorum, sadece anın tadını çıkarmaya çalışıyorum şu an.


yaa aslında bilgisayarın bozulmasına çok da şaşırmadım ama bütün şarkılarım ve yeni indirilmiş filmlerim içindeydi hep. hani sadece internetsiz kalmadım, müzik ve filmler de gitti elimden. yani temelli gitmedi de şimdilik ulaşım alanımın dışında demek daha doğru olur heralde. o değil yüz yıldır dinlemediğim şeyleri dinleyesim filan geliyo boyuna.



*toşi: biriciğim bilgisayarım. toşibaydı.


neyse işim var gaşdım ben.

10 Ocak 2010 Pazar

dün blogu

ayrıntı vericem demiştim ama çok üşendim şimdi inan.
çok eğlendiğimi bil yeter.
hayatımın en yorucu günlerinden birini yaşadım bugün.
ayrıntılar yarın bu blogda.

8 Ocak 2010 Cuma

çıldırmaya az kaldı, doktor arıyorum şöyle kalitelisinden

kıymetini bil bu anların çocouk. ilerde uyuz olcanız birbirinize.



eve geleli 6 saat geçmeden annemle iki kere kuşak çatıştırmış bi büşü olarak hiç bi vicdan azabı duymadan söyleyebilirim ki şu an yurda dönmek istemememde etkili olan tek motivasyon kardeşceğizimin elinden zorla sökerek ulaştığım şu internet bağlantısı.

şaka maka annemle evlatlıktan reddetmeli, bağırmalı çağırmalı bi tartışma yaşamamıza maksimum 5 yıl veriyorum. iki insanın görüşleri bu kadar mı farklı olur arkadaş?

aha şu anda da yeni eve taşınma muhabbetleri yapıyolar, yok okuluma yakın yere taşınıcaklarmış da ben de kolaycacık gidip gelicekmişim.. gidip naaaaağh eve geçerim ben diye höyküresim var ama yapmıyorum. allahım beni yurdumdan ayrı komasın yarappim.

hayat vurdu sillesini yüzüme yüzüme

canım internet balım internetin hayatımıza kattığı güzelliklerden bir tanesi: garip bakan zenci bebek. vazgeçilmezim.


sabah her şey pek de normal başlamış idi. dersime girmiş idim, dersimden çıkmış idim, röportaj haberi gelmiş idi, sevinmiş idik, didiyle takılmış etmiş idik, elbise denemiş idim bi tane "şimdi bas çalıyo olsam ne güzel gurubumun konserlerine bunla çıkar idim." demiş idim, oda arkadaşlarımla (yurttaş ahah.) tiyatroya gitmiş idim akşam sokrates'in son gecesi'ne. mutlu idim yani.. hayat güzel, dünya güzel, sen güzelsin güzelsin halleri idi..

ammaaaaa odama gelip hali hazırda temassızılık sorunu yaşayan laptop kablocuğumun artık hiç bi şekilde çalışmadığını farketmemle dünyam yıkıldı. insan içinde olmadığı zamanların uyanık olduğu kısımlarında çevresindeki 5 metrekarelik alanda açık bi bilgisayar ve internet bağlantısı olmayınca sinir buhranları geçiren bünyemin bu duruma verdiği tepkileri bi düşün. yoksunluk belirtileri filan göstermeye başladım. zaten gecenin şu saatinde dünyanın en yavaş bilgisayarından bunları yazmaya çalışmamı da ancak bu şekilde açıklayabilirsin. ağır yoksunluk.


yarın cuma evime gidiyorum. oh çok şükür rabbime amin cümlemize hayırlısıyla. adam gibi bilgisayar görücek gözüm.

6 Ocak 2010 Çarşamba

orta 2'den beri gururla

eski insan


bunu farketmem 10 yıl sürdüğü için azıcık utanmıyorum desem yalan olur ama başka yüzyılda kaldık yahu! sonuna doğmuş olsak da başka yüzyılı yaşadık. yani öncesini neyin de biliyoruz ediyoruz, ama işte ilerde bu yüzden dinozor dicekler bize. pek fena.

malum cumartesi şebnem ferah'ın benim adım orman'ının galası var (böyle diyince daha kuul oluyo, o kadar para verdim çok özel bi etkinlikmiş muamelesi yabıcam kendisine, halbuki bildiğin konser) dört bi koldan şarkı ezberlemeye çalışıyoruz, yok böyle bi şey. bu gidişle cumartesiye şebnem ferah neyin göresim kalmıycak.

bi de şu son bi süredir nası bi uyuşukluk bastı her yanımı bilemezsin. yattığım yerden kalkamıyorum, 12 saatten az uyku kesmiyo, hiç bi faydalı aktiviteye el süresim yok. halbuki insan der şu yoldaki taşı kenara ittirivereyim, bi iyiliğim dokunsun, salih amel sahibi neyin olayım. koyim salih ameline diyip üstünden atlayasım var o taşın. bu arada yoldaki taş örneği ortaokuldaki din öğretmeninden miras, bunca sene bi salih amel bi de say var unutamadığım. nası öğrettiyse artık.

lanet olsun bu saydam duvarlara. kendileri ne diye tanımlıyolar bilemiyorum ama bence gren'in yaptığı müziğe progressive'e beş kala denmeli.

bak mesela ben bi üst paragrafla bunun arasındaki sürede yemekhaneye gittim geldim ama söylemesem hiç de bilemiycektin. demek ki neymiş, herşeye amma da hakim değilmişin. neden böyle uyuz uyuz mesaj verme kaygıları ben de bilemedim. pek antipatik.

ya bi de bi arkadaşım var -şu her zaman bahsettiğim- sevgilileri sürekli dğeişiyo ama feysbuka baksan her seferinde bu kız hayatının aşkını bulmuş diyosun. çok garip, mütemadiyen samimiyetini sorguluyorum..

o değil de alper'in doğum günüymüş bugün, feysbuktan gördüm. iyi ki doğmuşun alper :)

google görsellerde bubik arattım, hiç bi şey çıkmadı. bubikoğlu ne ola ki?

tutulma


aholeonthe.. sil.
hotmail.co.. sil.
bekle bekle bekle.
sozluk.sou.. sil.
oha unuttum resmen.

bekle bekle bekle.
youtube.com
çok şükür.





youtube tutulması yaşadım resmen.
insan youtube'u unutur mu yahu demiycem
unutur.
bizzat az önce unuttum.

5 Ocak 2010 Salı

she's got you high and you don't even know that


bi haftalık uzun bi uğraştan sonra sonunda 500 days of summer'ı izlemiş olmanın haklı gururuyla karşındayım.
şimdiye kadar bi kaç milyon tane kadar yazı okumuştum heralde kendisiyle ilgili.
dilşut çoook güzeel büş mutlaka izle dedi,
didi bence notebook gibi bi hayal kırıklığı olmicak bu çok seviceksin dedi,
şimdi fikir beyan etme sırası bende.
bayıldım.
içim ezildi bazı bazı, üzüldüm ettim, böyle pek bi fena oldum yahu.
sıradaki cümle spoiler olmasa da zihinlerde bi takım fikirler yaratabilir baştan söyliyim
sırf finalde bünyemde summer'ın kafasını ezme isteği bırakmadığı için bile ne kadar ödül varsa veririm kendilerine çünkü bu filmin çok beğendiğim filmden uyuz olduğum filme dönüşmesi sadece finalin değişmesine bakar.
ama çok beğendim.
dahası filmle ilgili olumlu yorumların dörtte üçünün (attım tabi ki de ama çoğunluğunun) erkek kısmısından çıkma olması da cidden erkekler de aşık oluyolarmıııaş!!!!!1!11! düşüncesine ve devamında yüreciğim dolaylarında küçük umut tomurcuklanmalarına yol açmadı değil.
hani bana gelmez ama orda bi yerde bi takım erkeklerin aşk acısı çekiyo olması hoşuma gitmiyo desem yalan olur.



ayrıca komik film ha söylemeden geçmemek lazım.
bi de müzikli filan o da çok güzel.
yavaş yavaş aklıma geliyo bunlar hep ondan sebep sonradan yazıyorum.
çok güzel film yahu.
vallahi çok güzel.


Roses are red, violets are blue... Fuck you, whore!

4 Ocak 2010 Pazartesi

yurtta kalmanın gerekliliklerini yerine getirmeye başladım


yemekhaneye gittim ben bugüüüün.
çok güzelmiş olm.
harikulade.
hep giderim bile.

3 Ocak 2010 Pazar

soğuk demirin yüze yapışması

belki sağ altta son okuduğum kitapların olduğu kısımda haftalardır hiç bi değişim olmadığını fark edip kınıyosundur beni. haklısın, kına. bizzat ben de kınıyorum zaten. ama bunun bütün sorumluluğunu bana yükleme, ihsan oktay anar'a da yüklen accık. yaklaşık 4 hafta kadar önce didi oku diye verdiğinden beri yaşadığım vicdan azabını anlatamam. hiç keyif almadığı kitabı yarıda bırakmayı gururuna yediremeyen kızın dramı diye filmim çekilse gişe rekorları kırar. işin güzeli sürekli bi yerlerde muhabbeti neyin dönüyo, daha bi üzülüyorum, daha bi yüzüme yüzüme vuruluyo bu mal hallerim.


biticek ama artık yeter yani. şu kadar zaman harcayıp bitirmezsem puh bana!

ağır çekimde meme gösterdim sanatlı oldu



aslında ben bugün 500 days of summer izliycektim amaa kendisini indirmiş olduğumu zannetmeme rağmen aslında indirme tamamlanmamış. tabi ben kendisini çalıştırmaya çalışıp bu ne yeaa bozuk bu dosya deyu silene kadar bunu algılayamadım.

her neyse bilgisayarı temizlerikene bulup izlerim yahu diye masaüstüne taşıdığım cashback ve big lebowski gözüme ilişti, cashback dedim.

film sevgilisinden yeni ayrılmış sanatçı ruhlu çocuğun sanatçı ruhluluğunun, anı yaşama hallerinin ve aşka bakışının meme ve kukuyla süslenmiş bi sunumu. sevdim mi, sevmedim mi anlayamadım. sadece şunu söyleyebilirim arkadaş, eve isveçli sokmicaksın.

2 Ocak 2010 Cumartesi

gider

görsel: her türlü gideri olmak. dadından yenmemek.


ya ben buraya biri için "her türlü gideri var" yazmışım sanırım, sonra bunu gören bazı insanlar ( ki tahminlerime göre hiç duraksamadan "ben bi Espresso con Panna alıcam venti olsun" diye sipariş verebilen insanlar) garipsemiş, aklıma geldi bi anda. "gideri var" argo bi kullanım mı ki? değil bence ama öyleyse söyleyin yani. hayır çünkü ben onu daha argo değil gibi diye kullanıyorum, "of bunu var yaa nası yersin biliyo musuuuuoon... çok tatlı oğluuom!!" yerine yani.

ölmemiş olabilir

tam annemin bugün ne kadar da alıngan olduğundan, bunun ne kadar uyuz bi durum olduğundan filan bahsedicektim ki şunu gördüm. bütün derdim kederim silindi yeminle.

ımh ımh ölmedi ölmedi ımh ölmedi ımh ımh öldü ımh ölsüüün ımh.

of çok iyi yahu.

1 Ocak 2010 Cuma

her gün aradım durdum ama bulamadım



feysbuk seçtiğimiz iki ya da daha fazla kişinin ortak arkadaşlarını da gösterse ya. "x'le y'nin ortak arkadaşları kimmiş acaba?" diye merak ettiğimizde bulabilelim yani.
bunu yaptıklarında ilk olarak dünyadaki herhangi biriyle 6 kişi aracılığıyla iletişime geçilebileceği iddiasını gerçekleştirmeyi deneyeceğimi sanıyorum.



tabii ki de yalan tatlı çocukların profillerini daha derinlemesine inceleyebilmek için istiyorum bunu.

didilerin koltuğu beyza'nın bilgisayarı


bunu da günün fotoğrafı yabdım.