oh my çok çılgın!
26 Şubat 2010 Cuma
.
bugün eve gitme günü. eğer annemler internet faturasını yatırmadılarsa pazartesi görüşürüz. sçs kib öptm bye.
25 Şubat 2010 Perşembe
resmen her acının tiryakisi oldum iki günde
iki gündür dert oldu içim dışım. karalar bağladım, acı görmekten mahvoldum resmen.
dün sınıfta hotel rwanda diye bi film izledik. şimdiye kadar izlediğim en dehşet verici şeylerden biri diyebilirim. hutular tutsiler derken içim dağlandı, hisli yanım kendini belli etti filan. derken geldim the boleyn inheritance olayına son noktayı koydum ki henry'nin hayvanlıkları malum. gözümün önünde kaç kadın eridi bitti, bilmem kaç kitapta kaç kişinin canına okudu hesabını tutamadım. diğer yandan norfolk düküne de kafam girsin, o da ayrı hayvan. her neyse ondan sonra oscar dedim, şu dedim bu dedim district 9 izledim. o allahtan acılı film değildi ama hisli yanları da yok değildi hani, yine de günün geri kalanına göre iyi bi finaldi.
sonra bugün derste precious'ı izledik ki o da ayrıca sinir bozucu bi film. tamamen çaresizlik hali. kızın renkli hayalleri bile acıtmaya başlıyo bi yerden sonra, izlerken bi insanın hayatı bu kadar kötü olamaz diyosun ama "o kadar kötü" hayatların olduğunu biliyosun da bi yandan. resmen insanı mahvediyo. peki ya bu kadarı yetti mi? yetmedi tabii ki. geldim a serious man'i izledim, az önce bitti o da. resmen gece gece darlandım, her yandan bastılar, bastılar, bastılar.
District 9
aslında hayvan gibi spoiler veriyorum şu an. ama uzaylının elindekinin ne olduğuyla ilgili bi fikrin olmadığı için anlayamıyosun.Saniyeler önce izleyip bitirdim kendisini.
Pek öyle bilim kurgu izleyen biri değilim galiba, hani bilim kurgu izlemem gibi bi halim yok tabii ki de ne biliyim yollarımız pek kesişmiyo sanırım, ama buna bayıldım.
Hani bakınca bıyıklı adamın sorunu çok da ilginç değil yani ama film enteresan olmuş, fazla fazla doğal.
O değil de içim buruldu ha.
24 Şubat 2010 Çarşamba
hep ben hep ben

gönlümün en derinlerinden bir demet hallo derdim de geldim sana ey güzel insan. dermek, anaokulunda söylediğimiz bi şarkıda geçiyodu bugüne kısmetmiş anca cümle içinde kullanabildim. sercaniko bi kaç gün önce mimleyivermişti beni, hani şu bi zamanlar çok fazla dolanan 7 maddede kendini anlatma şeysi. onu yabıcam, istemeyenler çıkabilir, yok yazmıycam valla. bu da i heart merve hoca temalı paragraf bitirme cümlem
1- espri anlayaşımın uyuşmadığı insanlara çok sinirleniyorum. çok saçma ama yapılcak bi şey yok. birlikte gülemediğim insandan daha tahammül edemediğim bi şey yok.
2- durdurulamaz bi züğürtlük içindeyim. elime doğru düzgün para geçmediği zamanlarda, elime para geçmiyo ki abi ben napiyim modunda takılıyodum ama baktım alakası yokmuş. 2,5 hafta önce aldım bursu, yine parasızım yine parasızım. züğürtlük artık benim için bi yaşam tarzı olduğundan sorun değil tabi de çevremdeki insanlar şaşırıyo bu duruma.
3- blogun temasını değiştirdiğim günden beri önlenemeyen bi pembe aşkıyla doluyum. çok güzel diil mi ama bak bi allaşkına?
4- blog demişken, blogumu çok seviyorum. hani yok öyle yea takılmaca filan değil, cidden önem veriyorum, boşladığım zamanlarda üzülüyorum filan. ömründe iki gün arka arkaya günlük yazmayı bile becerememiş, daha bi kararı vermeden ondan sıkılıp vazgeçen bi insan olarak şunca zaman şunu devam ettirebilmem de bunun bi göstergesi midir? öyledir sanki.
5- cool insanları sevmiyorum. hayır yani ne o tripler, insan ol işte ulan. azıcık özgüven fazlan var diye ne yani bu artizlikler, hepimiz aynıyız işte! hepimiz lisede nietzsche ağladığında okuduk, nedir yani..
6- çok renkli bi aşk hayatım var. (yersen)
7- röportaj yazamıyorum. o'la ö'nün yerini karıştırıyorum hep. doğrusunu yazmak için durup uzunca bi süre düşünmem lazım. mesela bu sefer yaptım öyle, sonra google'da aratıp kontrol ettim. aferin bana.
şimdi halihazırda zaten ortalarda çok dolanmış bi mim olduğundan birilerini mimlemiycem ama olur da almak isteyen olursa yorum şeysine aldım desin, gidip onunkini de okuyalım sonra. ilk alanın olsun ama sadece ikinciye yok.
öbdüm kocaman.
23 Şubat 2010 Salı
uzuna niyetlenip ortada canının sıkılması işte bu
şampuan alırken kokusuna bakmayan benden başka gerizekalı var mı gerçekten çok merak ediyorum. embesil gibi sırf dışının rengi çok güzel diye elidor'un o pembe olanından almıştım. resmen şekerli sakız kokuyo. hem de öyle first filan da değil. bildiğin o dandiklerden, şıpsevdiyle aynı şekle tenten'le aynı tada sahip olanlardan. bi karakter sahibi filan da değil anlıycağın. hayır onu geçtim tamam muhakeme yeteneğim çok sınırlı, kabına kanıp şampuan filan tamam da neden bi de utanmadan gidip en kocaman boyundan almışım onu anlayamıyorum işte. resmen bi kiloya yakın şekerli sakız kokan şampuan sahibiyim şu an.
anlamadığım bi diğer şey de neden bilgisayarımda lamb of god albümü olduğu. nerden gelmiş, nası gelmiş, niye gelmiş bilmiyorum. az önce rastlaştık kendisiyle. garipsedim.
başka bi şey daha yazıcağımı sanıyosan yanılıyosun.
başka bi şey daha yazıcağımı sanıyosan yanılıyosun.
22 Şubat 2010 Pazartesi
biz de rakçıyız

okul özlemiyle yanmışım tutuşmuşum hiç de bilememiş kimse. yurt odacığımdan yazıyorum bu satırları, pijamalar bi şeyler. oysa ben de isterdim yani böyle dize kadar sıyrılmış (yerler pis, yere değmesin diye) pijamalarla odanın köşesine tüneyip bilgisayar ekranına bakmaktansa yaklaşık bi saat sonra teker teker kendini sahneye atıcak okul gruplarını izlemek üzere bronx yolları tutmaya hazırlanıyo olmayı. kader kısmet gidicek insan bulamadım, açıkçası sorup soruşturmadım da pek ama didikler gelmiyo, oda arkadaşlarımın da zaten pek o konularda isteği yok ki "belki bi ihtimal" diyip sorduğumda da bunu gayet açık ettiler. bi an önce takılmaca arkadaşı bulmam lazım kendime.
bugün dersten sonra cevahir'e gittik (salata yemeye, evet böyle bi mallık yok farkındayım ama dilşutlar geçen orda bi yerde yemişler, çok beğenmişler biz de yiyelim hobarey dedik) tam asansöre binicez kameralı adam ve mikrofonlu kadın rock müzikle ilgili bi kaç soru sorabilir miyiz? dedi. iyi dedik. aldı karşısına ama saçma sapan sorular soruyo, böyle yarısında rockçı geçiyo filan. ben de ebik übük diye kaldım doğal olarak. rockçı nasıl olur, ne yer, ne giyer? diye bi soruya ciddi ciddi cevap verirsem sonrasında eve gidip avril lavigne eşliğinde ne kadar asi olduğumu haykırmam gerekir diye düşünüyorum. bırakallasen. rockçıyla popçu arasında ne gibi farklar vardır? rock müziğin amacı nedir? ve sinirlendiğinde ne yaparsın? da diğer abidik sorulardı. her neyse demem o ki olur a televizyonda aptal bi surat ifadesiyle "eeööööö.. ımmmhh.. bilmem ki" filan gibi tepkiler veren bi kız görürsen benim o. gerçi görüceğini sanmıyorum kız hiç bi soruya istediği cevabı alamamış (çoğuna doğru düzgün bi cevap alamamış aslında) bi muhabirin memnuniyetsizliğiyle ayrıldı yanımızdan. gittik salatamızı yedik biz de.
biliyorum çok meraklandınız ama ölmedim daha
klasik mutlu rezidans faturayı ödemedik internet kesilmesi (yüzyılın en kötü ismi.. nerden tutsan elinde kalıcak) sebebiyle geçtiğimiz bi kaç gündür acılar içinde kıvranmalardaydım. neyseki yurduma geldim, bilgisayarımın kablosunu yaptırdım, herşey güzel falan filan.
bu bi kaç günde ananemin (ki iki çocuğu ve liseyi bitirmiş bütün torunları üniversite mezunu olduğu, yani aslında 0laya hiç de yabancı olmadığı halde) üniversite olayını bütünüyle sorgulamasına şahit oldum. ojelerimi siliyorum, okulda izin vermiyolar mı? çanta arıyorum evde, okul size çanta vermiyo mu? televizyonda öpüşen bi çift görüyo, sizin okulda da var mı böyle? kızmıyolar mı? pek bi sorgulamacı, pek bi meraklı. yine de yirim, anane sonuçta.
neyse öyle. hoşbuldum madem.
bu bi kaç günde ananemin (ki iki çocuğu ve liseyi bitirmiş bütün torunları üniversite mezunu olduğu, yani aslında 0laya hiç de yabancı olmadığı halde) üniversite olayını bütünüyle sorgulamasına şahit oldum. ojelerimi siliyorum, okulda izin vermiyolar mı? çanta arıyorum evde, okul size çanta vermiyo mu? televizyonda öpüşen bi çift görüyo, sizin okulda da var mı böyle? kızmıyolar mı? pek bi sorgulamacı, pek bi meraklı. yine de yirim, anane sonuçta.
neyse öyle. hoşbuldum madem.
18 Şubat 2010 Perşembe
adventureland
adventureland'i izledim az önce.tatlı bi film.
şaşırtıcı ya da çok sürükleyici, ya da çok komik filan değil ama tatlı.
sevdim kendisini.
bi de
allahım bağımsız amerikan sineması yeni nesil ibiş başrol oyuncularını korusun.
valla çok seviyorum.
iki kelimeyi yanyana getirip kıza açılamıyolar
şaşkın şaşkın bakıyolar filan
*
17 Şubat 2010 Çarşamba
bright star

Bright star, would I were steadfast as thou art —
Not in lone splendour hung aloft the night
And watching, with eternal lids apart,
Like Nature's patient, sleepless Eremite
The moving waters at their priestlike task
Of pure ablution round earth's human shores,
Or gazing on the new soft-fallen mask
Of snow upon the mountains and the moors —
No — yet still stedfast, still unchangeable,
Pillow'd upon my fair love's ripening breast,
To feel for ever its soft fall and swell,
Awake for ever in a sweet unrest,
Still, still to hear her tender-taken breath,
And so live ever — or else swoon to death.
çok üzülüyorum.
ciddiyim.
izleme.
çok üzücü.
Not in lone splendour hung aloft the night
And watching, with eternal lids apart,
Like Nature's patient, sleepless Eremite
The moving waters at their priestlike task
Of pure ablution round earth's human shores,
Or gazing on the new soft-fallen mask
Of snow upon the mountains and the moors —
No — yet still stedfast, still unchangeable,
Pillow'd upon my fair love's ripening breast,
To feel for ever its soft fall and swell,
Awake for ever in a sweet unrest,
Still, still to hear her tender-taken breath,
And so live ever — or else swoon to death.
çok üzülüyorum.
ciddiyim.
izleme.
çok üzücü.
tuition fee'ler bilmem ne fund'lar falanlar filanlar

bu okul insana her şekilde pahalıya patlıyo.
tam dedim oh harç kredisi bebeyim, para vermiycem (en azından şu an) kayıt parasını çık dediler.
neyse buna da şükür 75 nere, 415 nere de mi ya?
tam dedim oh harç kredisi bebeyim, para vermiycem (en azından şu an) kayıt parasını çık dediler.
neyse buna da şükür 75 nere, 415 nere de mi ya?
o değil de harç kredisini sonradan ödeme olayı var ya, o işte daha şimdiden basmaya başladı. yetişkinliğimin senesi dolmadan kendimi borç batağına batmış gibi hissediyorum, geri ödeyemeyip sürüm sürüm sürünücem, köprü altlarına neyin düşücem gibi hissediyorum. halbuki ödiycek olan zaten babam ama yine de darlanıyorum. para versinler ama ben hiç geri ödemiyim istiyorum.
170 lira harç ödeyenlere özeniyorum.
15 Şubat 2010 Pazartesi
shawshank redemption

herkes izlemiş olabilir, ben daha izlemedim ne var yani!! ne var omoagodoğom, ne vaaar? ne vaaar!!?? isimli listemin en üst sırasındaki shawshank redemption'ı da sonunda bugün izledim. zerre merak etmediğim halde sırf ikide bir imdb top 250 listesinde (yüzyıllardır birinci sırada) gözüme çarpıyo diye listeye almıştım. her neyse. filmi izlerken kafamdan geçenleri kronolojik sırasıyla aktarıyorum:
-cidden güzel galiba.
-anaaam baya güzelmiş bu ya.
-önceden ne güzel filmler yapıyolarmış.
-ay lav doksanlar filmleri. sadece doksanlarda çekilmiş filmleri izlesek keşke.
-eaaa.. güzelmiş de. sanki aynı mı hepsi bu filmlerin yea. pfhh..
ne kadar da olsa en nihayetinde 90'larda çekilmiş, tabii ki de güzel.
biz sakin gördük (-müştük en azından)
bundan bi zaman önce, pek tatlı iki insanla gidip, yine pek tatlı dört insanla tanışma ve muhabbet etme fırsatı bulmuştu şu blocuğun sahibi. işte şimdi o muhabbeti başkalarıoyla paylaşma zamanıdır.
buyur.
buyur.
14 Şubat 2010 Pazar
bütün sevenlere gelsin
başta sevgilisinin yanında narinlikten kırılan "ay azıcık dikkat etsene be kızları" olmak üzere tüm sevenlerin sevgililer gününü kutluyor, tavşan mode on takılan arkadaşları buna vesile olan aziz bey'in ruhuna iki fatiha okumaya davet ediyorum. beni de didiyle dilşut davet etti. mevlüt, tavuklu pilav, beyaz namaz örtme filan.sercanikonun doğum gününü kutladık bugün bu arada. böyle kutlama takılmacasını seviyorum. hani kutlicak gibi bi araya gelip, her zamanki muhabbetlere devam etme halleri, çok eğlenicez, çok çılgın şeyler yapıcaz kasıntılarına girmeden. en güzeli.
he bi de eve gelince düşündüm de bi daha cidden iyi ki doğmuşsun sercan şekitom ha!
12 Şubat 2010 Cuma
tüm zamanların en güzel sabahını yaşıyorum

sabahın kör vakti zerre uyku ihtiyacı olmadan (gece 11'de yattım ondan tabii ki de başka neden olacağıdı) uyanabilip evden yeni çıkmış ebeveynlerimin demledikleri çayın hala soğumadığını farketmemin hemen ardından (bu arada şekersiz çayın da sade kahve kadar karizmatik olması gerektiğini düşünüyorum. aynı derecede iğrenç) buzdolabını açıp evde otuz bin ton kadar meyvenin var olduğunu görüp sabah sabah yaşayabileceğim coşkunun tamamını yaşamış olduğumu düşündüm. ne var ki o zaman daha sercaniko tarafından mail kutuma gönderilmiş road salt isimli sıkıştırılmış müzik dosyasından haberdar değildim. yüüzümde OMD ifadesiyle canım ciğerim, sesinin oktavına kurban olduğumun daniel'ini loopa alıp, melodifestivalen'de yarı finali geçemediğini öğrendiğim dakikalarıysa kelimelerle anlatmak mümkün değil. her ne kadar kendilerine ikinci bi şans verilicek de olsa şu kadar güzel şeyin aynı sabah gerçekleşebildiği bi dünyada daniel'in o yarışmayı kazanıp eurovision'a katılmasının mümkün olmadığını biliyorum. yanında uyanılan dünyalar güzeli/yakışıklısı sevgililer bok yesin. tüm zamanların en güzel sabahı bu.
11 Şubat 2010 Perşembe
ev insanı modu
hallo!
heyecan yoksunu hayatımdan kesitler sunduğum blocuğuma hoşgeldiniz efendim. böyle tırışka bi giriş yaptığım için hiç de üzgün değilim. televizyonda gördüğüm bi tekniği deniyorum. hani bi reklam var ya korsanla ilgili aklıma bir fikir geldi diye. heh dedim bi fikir yarışmasının bu kadar embesil bi isme sahip olmasının tek bi nedeni olabilir o da olsa olsa insanlara "o kadar zavallı hallerdeyiz ki inanamazsınız. fikirlerinize çok ihtiyacımız var, aklımıza ilginç hiç bi şey gelmiyo" mesajı vermektir heralde. dedim madem böyle bişi var deniyim o zaman ben de. böyle samimiyetsiz, can sıkıcı mal bi giriş yaptım. şimdi de espri açıklayan insan gibi oldum pek bi sevimsiz oldu. neyse.
şaka maka iyice ev kadını moduna bağladım yalnız. yani iş neyin yaptığımdan değil tabii, herkes bilir faydalı şeylere ne kadar mesafeli olduğumu. daha ziyade akşam dizi yorumlayıp, evde ne kadar gıda varsa tüketmek şeklinde gerçekleştiriyorum. bütün bu çalışma ve çabalarımın sonuçsuz kalmayacağıysa bi gerçek. yakın zamanda vücudum sınırları içinde zuhur etmesini beklediğim büyüme kendini ekonomide gösterse, işsizlik ortadan kalkar, açlık, sefalet biter deyim ben sana. şaka maka şu günlerde en çok aklımdan geçirdiğim cümle "ey ergenlik sen nelere kadirmişsin". şunu fark ettim ki kafayı görüntüyle bozmuş bi yeni ergenin iradesi kimsede olamaz. o, o dönem gelen bi şey heralde. hayır bakıyorum onca yıl nası ağzıma ekmek değirmeden, akşam olduktan sonra yemek yemeden yaşamışım anlayamıyorum. hadi öyle yaşıyodum, nası o halden bi anda gece karnının açlığına uyanan insan oldum? buna "baktım gördüm, vücudun ne kadar güzel de olsa tipin bi şeye benzemedikten sonra bi halta yaramıyomuş. dedim niye kendimi kasıyorum o zaman, çirkinim işte ulan" şeklinde bi cevap verir, acıma duygularınızı ortaya çıkarır, belki de türkiye'nin sıradaki yeteneği olabilirim. ama hayır. aslında bu olay kız dergileriyle ilişiğimi kesip, mükemmel olmak zorunda olmadığımı farketmemle, "beni beğenen böyle beğensin" bahanesiyle tanışmam arasındaki zaman diliminde başladı. ama olayı biraz yanlış anlamışım galiba, özgüven yapıcağıma göt göbek yaptım. hayırlısı artık.
bu da böyle son on yılın en dağınık yazısı olarak tarihe geçsin. nerden girdim nerden çıktım belli değil.
10 Şubat 2010 Çarşamba
nip/tuck izleyiciliğine geri döndüm
9 Şubat 2010 Salı
başlık bulamamakla ilgili bi başlık bile bulamıyorum

toplamda 6 saat uykuyla 2 gün süründükten sonra yaklaşık 11 saatlik bir gece uykusuyla hayata dönmemin ardından bilgisayar başındaki 9. saatimle birlikte dönmesem de olurmuş diyorum.
bi de az önce fark ettim ki savaşlar bitsin, açlık fakirlik kalmasın filan hep yalan, öyle büyük şeylere gerek yok, tuvalete gitmemiz gerekmese dünya daha güzel bi yer olucak zaten. iddia ediyorum tuvalet olayına çözüm bulsunlar, toplumun her katmanını korkunç bi huzur, bi mutluluk, bi pamuk gibi yanaklarından sıkılası olma hali kaplıycak. çok eminim bundan.
7 Şubat 2010 Pazar
ilaç pembesi

sayı doğrusunda yaşım 18'den daha uzak 19'a daha yakın bi yerde.
şu an istersem her şeyi izleyebilir, her yere girebilir, alkol ve tütün ürünü alabilir, ehliyet çıkarıp araç kullanabilir, sevişebilir, oy verebilir, tek başıma yurt dışına çıkabilir, kredi alabilir, iş kurabilirim.
suç işlersem yargılanıp, hapse atılabilirim.
yasal olarak kendi kendimin sorumluluğuna sahibim.
ama bi sorunum var.
bütün bunları yapabilitem varken yukarıda gördüğün dünyanın en güzel ilaçlarına kaşı koyabilitem çok düşük.
yetkililere sesleniyorum, devlet bu işe bi el atsın, devlet büyüklerimiz bi elimden tutsun benim dayanamıyom!!
şaka maka bi ilacın rengi bu kadar güzel olmamalı.
hayır ilacı dünyanın et tatlı rengine boyadıktan sonra anaokulunda istediğin kadar ilacı şeker sanıp yiyen sonra da hastalanan çocuğun dramını anlat bi işe yaramaz ben deyim yani.
ki o çocuk ölüyodu sanırım sonunda tam hatırlamıyorum baya korkunçtu.
şu an istersem her şeyi izleyebilir, her yere girebilir, alkol ve tütün ürünü alabilir, ehliyet çıkarıp araç kullanabilir, sevişebilir, oy verebilir, tek başıma yurt dışına çıkabilir, kredi alabilir, iş kurabilirim.
suç işlersem yargılanıp, hapse atılabilirim.
yasal olarak kendi kendimin sorumluluğuna sahibim.
ama bi sorunum var.
bütün bunları yapabilitem varken yukarıda gördüğün dünyanın en güzel ilaçlarına kaşı koyabilitem çok düşük.
yetkililere sesleniyorum, devlet bu işe bi el atsın, devlet büyüklerimiz bi elimden tutsun benim dayanamıyom!!
şaka maka bi ilacın rengi bu kadar güzel olmamalı.
hayır ilacı dünyanın et tatlı rengine boyadıktan sonra anaokulunda istediğin kadar ilacı şeker sanıp yiyen sonra da hastalanan çocuğun dramını anlat bi işe yaramaz ben deyim yani.
ki o çocuk ölüyodu sanırım sonunda tam hatırlamıyorum baya korkunçtu.
6 Şubat 2010 Cumartesi
sana da iyi uykular
4 Şubat 2010 Perşembe
You're a part time lover and full time friend
spoiler içerikli fotoğraf. ama film çıkalı çok oldu benden başka izlemeyen kalmadı zaten.hatta ben bile kalmadım
Dicek bi şey bulamadım. Sabahın altı buçuğu olduğundan olsa gerek. Çok cici filmmiş.
Bi de şu bol kusurlu ama görünce bağrına basasın gelen şebek aşık tipli çocukları asıl çocuk yapıyolar ya, işte onu çok seviyorum. ölene kadar izleyebilirim o şebek aşıkları.
juno.
juno.
büşü'yle psikanaliz

psikanalizin terapötik etkileri üzerine uzun ve sıkıcı bi yazı yazmak isterdim tabi, itiraf et sen de isterdin, psikanalizin terapötik etkileri diye başlayınca bile bi anda nası karizmatik oldum görüyosun en nihayetinde.. işte ben de isterdim ama yazamıycam tabi. rüya anlatıcam da onu "ay ayten abla geçen gece ne gördüm allah hayırlara vesile etsin şimdi bi at vaaar.."dan daha başka bi eksene kaydırmaya çalışıyorum.
şimdi okuldayım ben. bi çocuk var yanımda, küçük böyle 5-6 yaşlarında adı onur, bunu bana emanet etmişler filan. sürekli bunun peşinde koşuyorum, acıktın mı şu mu bu mu diye. açıkçası bunu son zamanlarda, özellikle dün gece çok fazla "onur" içeren bi şeyle uğraşmış olmamla ilişkilendirdim. her neyse. sonra işte bunu yemek yedirmeye götürüyorum yemekhaneye ama, yemekhane çok güzel bi yer olmuş, servisler filan çogiyi yani. sonra yemek servisi yapanlardan biri büşraymış. büşrayı da kafada dönüp duran büşra eskişehir'e dönmeden buluşalıma bağlıyoruz ve devam ediyoruz. sonrasında bişiler oluyo akşam olmuş filan yurda gidiyorum, bi yandan lanet çocuk onur'u kaybetmiyim aman halleri. gidiyoruz, meğer yurtta bütün avaz ahalisi aynı odada kalıyomuşuz. bu sırada kuzenim merve'de ordaymış. herkes uyuyo, ben böyle bilgisayarda takılıyorum filan, sonra fatih sanırım fırça atıyo bana bu saatte gürültü yapıyosun diye.
işte tam paparayı yerken evin koridor tarafından cırtlak sesli bi kızın evlerine gelen misafirin kendisine attığı fırçayı bağıra çağıra anneme anlattığını işittim. güldüler ettiler, annem birilerini uğurladı. kalktım, annem eve misafir geldi gitti anca kalktın yahu dedi. saate baktım 5 olmuş. tebrikler büşü, sonunda uyku düzenin yazlık sisteme geri döndü.
3 Şubat 2010 Çarşamba
dilko'da doplaşdık haanım
toplaştık derken her zamanki didi-dilşut-büşü kadrosunun ozan ve cem'le bi araya gelip dilko bünyesinde elif hoca görmesinden bahsediyorum pek tabii, önce bunu açıklığa kavuşturalım. sonra da ben başa dönüp anlatıyım hele. gerçi anlatıcak bişi yok pek. klasik büşü geç kalması, saat 1'de toplaşması varken yataktan 12:38'de kalkmak diye özetleyebiliriz. her neyse. bunun dışında elif hocamcığımı bayadır görmüyodum biir. şekitolar şekitosu ozan'ı taa bayramdan beri sanırım görmüyodum ikii. cem canikosunu da en son elif hocayı gördüğümde görmüştüm ki bu baya bi zaman demek bu da üç. bu arada hala insanın başka şehirlerde arkadaşlarının olması durumuna alışabilmiş değilim, durup durup garipsiyorum bu halleri. ama cidden garip yani baya. ne biliyim, önceden sürekli gördüğün insanlar yani sonuçta. her neyse işte öyle takıldık ettik, elif hoca her zamanki gibi bizi besledi (başlarda itiraz ediyoduk ama artık alıştık. kuzu kuzu yiyoruz. siz öğrencisiniz fakirsiniz susun bakiyim diyo eheh). öyle işte çok da herşeyi anlatmıycam bakma öyle.
onun dışında açıklık getirilmesi gereken bi konu daha var ki bu iki oluyo aslında.
Ozan,
evet bundan uzunca bi zaman önce senden "kasıntı ötesi oldukça gereksiz bi eleman" diye bahsetmiş olabilirim, bi süre uzaktan uzaktan sana uyuz olmuş, içimdeki nefret (nefret demeyelim tabi o kadar güçlü değil de şimdi cümlenin devamında kuul olucak ondan onu şeyettim) tohumlarını özenle filizlendirtmiş (hiç kuul olmadı yalnız. hayırlısı.) de olabilirim. Ama valla şimdi çok seviyorum yahu. O böle kocaman yanaklarını sıkasım geliyo hep. Yeter artık ikide bir o karanlık günleri yad edip beni yaralama, kanadım kırık vicdanım sızım sızım sızlar halde koma beni ozaaaan!
onun dışında açıklık getirilmesi gereken bi konu daha var ki bu iki oluyo aslında.
Ozan,
evet bundan uzunca bi zaman önce senden "kasıntı ötesi oldukça gereksiz bi eleman" diye bahsetmiş olabilirim, bi süre uzaktan uzaktan sana uyuz olmuş, içimdeki nefret (nefret demeyelim tabi o kadar güçlü değil de şimdi cümlenin devamında kuul olucak ondan onu şeyettim) tohumlarını özenle filizlendirtmiş (hiç kuul olmadı yalnız. hayırlısı.) de olabilirim. Ama valla şimdi çok seviyorum yahu. O böle kocaman yanaklarını sıkasım geliyo hep. Yeter artık ikide bir o karanlık günleri yad edip beni yaralama, kanadım kırık vicdanım sızım sızım sızlar halde koma beni ozaaaan!






