A hole on the toilet wall: Aralık 2009

Sayfalar

oh my çok çılgın!

31 Aralık 2009 Perşembe

anneee! bitti.

ve fakat mehmet turgut fotoğraflarının 3456789987654 km'den farkedilebilmesi.


"günlerdir ilgilenmiyorum blocuğumla. aman şunu izledim bunu izledim tripleri de çok bayıyo, adam gibi şeyler yazayım artık" diye düşünüyorum düşünmesine ama birazdan hazırlanmaya başlıycam mesela, malum yılbaşı eğlenmeleri, yazamıyorum yine. dün gece saat 5 gibin yatıp sabah 9'u biraz geçe uyandığımı söylersem, "salak gece erkenden uyuya kalıcak diye" düşünür müsün hakkımda? düşünme. uyuyakalmıycam çünkü.

bu gece muhtemelen çok eğlenicem ama biricik arkadaşlarımın victoria's secret izlememe izin vermiycek olmaları gerçeği yüreğimi burmuyo desem yalan söylemiş olurum. en sevdiğim iki şeyin (gördükçe sinirlerimi bozan haddinden fazla güzel kadınlar ve renkli, fırfırlı, şulu bulu iç çamaşırları) bi araya geldiği yegane olay sonuçta. böyle söyleyince garip oldu. paniğe mahal yok hala erkeklerden hoşlanıyorum.

yılın en iyi çıkış yapan müzik blogunda yılın son/ilk (açıkçası ne zaman yayınlanıcak emin değilim) mixtape'i var hanıım. bi ara bak bence çok cici.



- sen niye yılbaşına bizimle girmiyosun, hep arkadaşlarının yanına gidiyosun?
+ yılbaşında ne yapıcaz anne?

- oturucaz.
+ işte bu yüzden.

30 Aralık 2009 Çarşamba

Moulin Rouge!

The greatest thing you'll ever learn is just to love and be loved in return.


canıma okudu, mahvetti, ağlamaktan bi hal oldum.
moulin rouge filan diyince insan eğlenceli izliycez biticek diye düşünüyo ama kazın ayağı öyle değil işte.
resmen acı çektim.
bildiğin acı..

29 Aralık 2009 Salı

saçlarım artık yok


bilir misin upuzun saçlarını kestirmek nası bi his? hele kestirirken gözlüklerini çıkarmak zorunda olduğundan kafana neler yapıldığını görememek? hayır olayı biraz daha duygusala bağlayıp yılmaz erdoğan şiiri okumiycam sana burda. sadece ben bugün öğrendim onu söylicektim.

burs yattı diye gaza gelip kestirdim saçları. hem de öyle böyle bi kestirmek değil baya kısa oldu ve itiraf etmem lazım ki üçüncü makas darbesinde pişman olmaya başlamıştım. kesim bitti kuruttular saçımı anne gibi oldum, çok ciddi oldum böhü moduna girdim direk, sonra pek sabırlı kuaför ibrahim (malum abdullah gitmiş fiori'den) şekil verdi filan ama kuaförden yeni çıkmış saçı bilirsin düğüne giden varoş kızlarına döndüm. iğrenç hisediyorum filan. önlere toka müdahalesinde bulunduk ama dönüştüğüm şeyi anca şöyle ifade edebilirim "araları garip garip renklere boyasam metal dinlemeye yeni yeni başlamış lise 2 öğrencisi" olucam. öyle fena.

ama sonra eve bi geldim saçlarım rüzgar yemekten yatışmış ve normal insan saçı haline gelmiş. hatta inanmazsın şu an güzel bile oldukları söylenebilir ama tabii asıl kararı vermek için önce bi gece uyumak bi de kendilerini yıkamak lazım.

bi de diskohoşmerim'e üçüncü olmaya karar vermiştim ama geçti tabi artık. tüh.




o değil de kuaförde saç yıkatmak kadar güzel bi şey yok yahu. istiyorum ki birileri hep kafamı mıncıklasın .

into the city life


büyük toplantının bizim toplantı saatimize gelmesi sebebiyle dergi toplantısının salı gününe alınmasıyla birlikte bu haftaki evden çıkma sayım minimuma (2) çekilmişti. ne var ki tekrar eski gününe ve saatine dönerek bu sayıyı 3'e çıkardı. biliyorum hiç umrunda değil ama yine de anlatıcam, tatil günü pijamalarımı neyin çıkarıp toplu taşınmayı hiç sevmiyorum malum mızırdanmam lazım.

şimdi yarın sabahtan kalkıp şehremini yolu tutucam, pek sevgili hocalarımı görücem filan.. bi de günlerdir hocamcığımla iletişemiyoruz, artık yüz yüze görüşüp bu işe bi son vermek gerek. gitmeye çok üşeniyorum bu yüzden mızırdanasım var ama gidersem çok mutlu olucam işte bu sebepten hiç bi arkadaşım bu mızırdanmalarımı çekmek istemez ama sen çekersin pek cefakar takipçim. seviyorum seni.

sonraki gün yani çarşamba günü salı akşamına çekilerek beni mutluluktan mutluluklara koşturmuş, tekrar eski gününe alınarak hayal kırıklıklarının en kocamanını yaşatmış biriciğim dergiciğim avaz'ın dönemdeki son toplantısı var. gitmeye üşeniyorum pek tabii bi buçuk saat yol boru değil üç vesayet ama gidince çok eğleniyorum ve mutlu oluyorum ve gitmezsem kendimi kötü hissedicem. yani çarşamba da sokak.

e perşembe yılbaşı zati. didilerdeyiz (hala babamın haberi yok ahah.. yok ama yarın ya da çarşamba söylüyorum en geç perşembeye kalmıycak) bunun da millet caddesinden vatan caddesine yürüme kısmına üşeniyorum ama en az üşendiğim bu. neden gitmem geretiğini açıklamama gerek yok heralde, yılbaşı malum :)

böle. artık ne işine yarıycak bilmiyorum ama bu yani. sonraki günler üstümü bile değiştirmicem çok kararlıyım.

28 Aralık 2009 Pazartesi

çadırımın üstüne şıp dedi damladı

dünya üzerindeki en çirkin fayanslar olan fayanslarımızın durup dururken şişmesi ve patlamasını anlamlandırmaya çalışıyoruz bi süredir. çok saçma çünkü. durup dururken "pıtı ptıtıtıtı" sesleri çıkarmayı başladılar ve yerde kocaman bi şişik oluştu. altında boru filan mı patladı diyoruz ama yok zaten o şekilde olabilicek bi şey değil. böyle sanki iki yandan sıkıştırmışsın da ortadan förtlemiş gibi. sanırım evimiz küçülüyo, bilemedim tam.



gün içinde yaşadığım kısa süreli bağlantı sorunu sırasında didi'nin izle çok güzel diye aklıma soktuğu, haftalar önce indirdiğim ama bi türlü izlemeye zaman ayıramadığım into the wild'ı izledim. film çok güzel de çok ağlatıyo.

bi de iki gündür kara lahana sarması ve portakalla besleniyorum. bi de arada komşular aşure filan getiriyo çok iyi. aha yine geldi. allahım hayat çok güzel. her ne kadar yeni gelen aşurenin üstünde nar olmasa da güzel.

27 Aralık 2009 Pazar

trainspotting


I'm gonna be just like you. The job, the family, the fucking big television. The washing machine, the car, the compact disc and electric tin opener, good health, low cholesterol, dental insurance, mortgage, starter home, leisure wear, luggage, three piece suite, DIY, game shows, junk food, children, walks in the park, nine to five, good at golf, washing the car, choice of sweaters, family Christmas, indexed pension, tax exemption, clearing gutters, getting by, looking ahead, the day you die.


güzel.


winter break

posttaki (gönderi) ergensel ifade açığını kapatmak adına hisli gibi fotoğraf.



bana insanların sarma sarabildiğimi fark ettikleri an yaşadıkları şaşkınlıktan daha çok keyif veren bi şey yok. düşünüyorum, vallahi yok. en son ananemin sarma saran büşü manzarası karşısında dumurlardan dumurlara koşmasından aylar sonra babanem de "allahım neler oluyo yareppim!?" seviyesine geldi. ama şaşırmaya gerek yok, ben sarma sarabiliyorum. gerçekten. sadece yapmamayı tercih ediyorum.

bi de hayatımın ilk salçalı ekmeğini yaklaşık yarım saat önce yediğimi ve çok beğendiğimi söylemek istiyorum ama karşılığında bi anda "aaaa nası yaa, çocukken ben çok yerdim.." diye başlayan, ilginçlikten çok uzak ve hatta gayet standart anılar duyma ihtimaliyle çok geriliyorum. neyse, söylemedim farz et.

tatil planı hazır nartık ne kadar tatil denebilirse. pazartesi şehremini, salı şehremini + avaz toplantısı, çarşamba evde takılmacalar önceki gece yurtta kalmışsam eve dönüş, perşembe didilerde yılbaşı ki bundan hala ebeveynlerimin haberi yok. hayırlısı tabi. sonrasıysa evde pineklemece pek tabii.. gerçi okula iki gün yerine tek gün gitsek daha bi sevinicektim. salı mesela.

american beauty


ben bunu yıllar önce izlemiştim ama insanlar niye bu kadar bayılıyo anlamadım başlıklı film listemin ilk sıralarında yer alan american beauty'i tekrar izledim bugün.

şunca yıl kendisinden yeaa bırak allaşkına yaa ilginç bi şeyi yok ki bi kız var adam var herkes çıplak filan diye bahsedip allahın belamı vermemiş olması kimilerince kendisinin yokluğunun bir göstergesi olarak görülse de bi kısımca sonsuz rahmetinin bir işareti gibi yorumlanıyor.

o cümleleri kurduğum her güne lanet ediyorum dostum.

26 Aralık 2009 Cumartesi

no one resings from summakor


the prisoner bitti.
ilginç dizi "nolucak acaba?" dedirte dedirte izletiyo kendisini.
sesi, müziği, çekimleri ayrıca pek güzel.
izlemek gerek.



o değil de 11-12 canımdan can adlı.
çok güzel çocuk olm.



be seeing ya!

canımsın


bana sen şusun sen busun denmesinden hiç hoşlanmadığımı biliyor muydunuz?
dost acı söyler iyi güzel de anacım, senin iyiliğin için yapıyorum ben bunu ayağına her gelen canıma okuyo anlamadım ben bi şey.


bi de "büşü alınmaz" halleri var ki aman diyim.

25 Aralık 2009 Cuma

yolculuk benim işim


çantalarımın ağırlığından öyle gelmiş olsa gerek son zamanlardaki en uzun otobüs yolculuklarını yaptım bugün. çeşit çeşit insan gördüm.

559C'de arkamda iki tane yaşlı teyze oturuyo. biri eski öğretmenmiş filan. kendilerine o kadar uyuz oldum ki dönüp ümüklerine yapışıcaktım nerdeyse. muhabbetlerini şöyle özetlemek mümkün:
"eskiden buralar (bebek filan) nezih semtlerdi, herkes gelemezdi, parası olanlar olurdu. artık çok kalabalık, çok bozuldu.. öğrenciler filan var, otobüsleri filan bozdular baya. buranın öğrencisi değiller çünkü, dışarıdan hepsi. tabi belli zaten buranın öğrencileri arabalarıyla gelirdi okula."
teyzelerden teki indi ve yerine lise öğrencisi olduğu belli olan bi kız bindi. kız fenci, mühendis olmak istiyomuş filan. konu dil bilmekten açıldı. ama diyalog öyle bi eksende ki omuzlarından tutup naaptığınızın farkında mısınız siz?? diye sarsasım var. teyze orjinal metinden shakespeare okuyup, tercüme yapabilen orta 2
öğrencilerinden bahsediyo (nerde?), kız çeviri yapabiliyo musun? sorusuna evet yapabiliyorum diye cevap veriyo ki sonradan sadece ablası ödev mi bi şey çevirirken ona yardım etmiş olduğunu öğreniyoruz, yaşlı teyze takdir ediyo ben de bi şirket neden sadece ingilizce mezunu diye birini işe alır ki? sorusunun cevabını görerek öğrenmiş oluyorum. insanlar o kadar kolay "dil biliyorum" diyo ki.

ondan inmiş ikinci vasıtamla yolculuk yaparkene yaşlı bi teyze biniyo. ama yaşlı yani belli. yer vermemin imkanı yok çantalarım hayvan gibi. teyze çantalarım çok ağır kusura bakma yer veremiycem bakışı atıyorum yok yok gerek yok zaten dert etme diyo cevaben. yanımdaki kadın hareketleniyo yer vermek için, hayır hayır gerçekten çok rahatsız oluyorum bundan ben hiç gerek yok, daha o kadar gücüm var diyo teyze bu sefer de ona. bense yanda teyzenin boynuna atlamamak için zor tutuyorum kendimi.

bundan da inip üçüncü ve son vasıtama binmişim. bu cidden absürd ve insanın başına kaç kere gelebilir gerçekten bilmiyorum. ve yeminle çok ciddiyim. şimdi bi adam var gayet ceketli filan, ciddi hallerde. çok yakışıklı filan değil ama eli yüzü düzgün bi abi yani. hani bakınca evet bi sorunu yok, gayet cool iş insanı modu. telefonu çaldı ve adam azerice konuşmaya başladı. harika bi tecrübe, azeri tv'de yayınlanan bi hollywood filmindeymişsin gibi. herkesin yaşaması lazım.

bağlanamamaktayım

o kadar zaman aman da bağlantımız çok iyi, aman çok hızlı, aman rapidshare kullanmak bile sorun olmuyo dedik dedik kablosuz ağ kimlik doğrulama sistemi diye bi şey çıkardılar karşımıza. teoride gayet okul şeysindeki adın ve şifrenle giriyosun, daha güvenli internet tripleri ama pratikte öyle olmuyo ne yazık ki. hangi siteye girip hangisine girmeyeceğime kendi kendine karar veren bi bağlantıdayım şu an. isterse bütün sayfaları açıyo, ya da hiç birini açmıyo. tamamen bağımsız.

mesela şu twitter'da herhangi bi profili açabiliyorum ama kendi ana sayfamı açamıyorum. cidden çok iyi.

24 Aralık 2009 Perşembe

ayıplı


obaa başlıklı yazıdan yemek siparişlerimin gelmesini beklediğim bilgisini çıkarınca finalde anlamın ne kadar değiştiğini fark etmiş miydin?
ben de az önce ettim.
hıhı.

nerelere gideyim bilmedim ki

insan üniversiteye geçince bi şeyler değişicek sanıyo ama yalan.
öyle olsa ben hala seneye görüşürüz esprisini hayatımdan çıkaramamış olmazdım heralde.


dün yapıldı, bugün de olursa ağlıycam artık.

23 Aralık 2009 Çarşamba

obaa

açlıktan ölmek üzere olduğumdan sebep korolar konserine gitmek yerine yurduma yöneleceğimi belirttiğimde saat 8 civarındaydı. saat 10'a geliyo ve ben hala açım. yemeksepetine söyledik, bişiler olmuş bizim siparişler iptal. aramışlar ulaşamamışlar, biz de gıda gelicek diye bekliyoruz. kendilerine fırçayı bastıktan sonra (bunu nedenini hala tam olarak bilmiyorum ama odadan aramaları gerekirken aramadılar diye sanırım) başka yerden sipariş verdik ve onun gelmesini bekliyoruz. geçen süre içinde odamıza gelen tkp gençlerini sanki çok ilgimizi çekiyomuş edasıyla dinledik, onları yarınki film gösterimine gideceğimize inandırıp hemen arkalarından "neaa gitcem yeaa evime gidicem ben bırakallaaasen!" dedik. aslında dedim. bi tek ben yaptım bunu ama zaten çoğunlukla kendileriyle en çok iletişen bendim, malum bişiler anlatası olan insanlar hep gelip beni buluyo neden bilinmez. ardından muhtemelen varlığımdan haberi bile olmayan insanların feysbuklarını mıncıkladım ettim. şimdi de aha bunu yazıp zaman geçirmeye çalışıyorum ama yok karnım çok aç, zaman geçmek bilmiyo.


hayır düşününce bütün günüm ölüm kalım mücadelesi içinde geçmiş. açlıkla sınandığım şu saatlerden çok çok önce uykusuzlukla sınandım ve sabahın köründe yataktan kalkıp o burs şeysini hallettim. ondan bi kaç saat sonra bir insanın canı en fazla ne kadar sıkılabilir konulu bi araştırmada

GELDİ VALLAHA DA GELDİ!

22 Aralık 2009 Salı

sade vatandaş imiş



okan bayülgenle söyleşmeye gittik bugün.
televizyondaki halini pek bi seviyodum, bu haline bayıldım deyim ben sana.
çok kral adam diyorum, bıdı diyolar, ııh diyolar, meh diyolar.
yok yok artık kaçarı yok kesinlikle birlikte çalışıcaz biz.
hıhı evet.



bi de dilşut bugün şöyle yaz böyle yaz filan derkene gün blogu neden yazmıyosun didi, ben de dedim kuzum onu bi sen anlıyosun bi ben anlıyorum, başkaları anlamıyo olmuyo öyle. sen ne diyosun gün bloguna tamam mı devam mı ha? yokmuş gibi davranma geldiğini biliyorum, kaç dakika takıldığını, hangi şehirde olduğunu filan. ama ses etmeyim de kendi kendine konuşsun, mal gibi kalsın diyosan bu da anlaşılabilir bi şey tabi.

21 Aralık 2009 Pazartesi

normal zamanda sorun yok, normal zaman iyi.. çatıcak insan bulamazsam fena işte.


soz zamanlarda yeterince nefret saçamamış olucam ki akşam akşam hiç alakasız şeylerle doldu beynim, durup dururken bi sinir bastı, bi uyuz olucak şey arayışlına girdim. buldum da. güler yüzüm ve yeri geldiğinde fazlasıyla inceleşip sevimli bile denebilecek bir kıvama ulaşan sesimin (kıvam? ses? aferin büşü.) arkasında korkunç bir tiksinme kapasitesine sahip bir canlıyım.

bu sefer yine kime gıcık oldum? "yaa benim hayat felsefem.." diye başlayan cümleler kurup, hayata, yaptıklarına neyin böyle garip anlamlar yükleyen; o yüklediklerini ilk defa aşık olmuş erkek çocukları gibi minimum edebi beceri, yıllarca ödüllerden ödüllere koşmuş gibi maksimum özgüvenle ifade ederek karizmatik olmaya çalışan insanlara! (günün uzun cümlesi de bu olsun madem)

hayır duysan sanki çok ilginç bi hayatı filan var, yaşadıkları, gördükleri, duydukları çok fantastik! en büyük derdi "vizeler yaklaşıyo nabıcam?" olan adam kocaman kocaman laflar etmeye çalışıyo.

he gülüm he canım.. kız kaldırmaya çalıştığınızı bilmiyoruz sanki. heyallam.

işin ucunda para olmasa ^%&+


sabahın kör vakti sıcacık yatağından kalkıp notere gitmiş ve yazının saatine bakarak da tahmin edebileceğiniz gibi okula uğramamış bir büşü var şu an burda. ve sinirli. çok sinirli.

saatlerce noterde bekleyip işini halledememek ve sırf bu sebepten yarın sabahın köründe tekrar notere gitmek zorunda olmak desem anlarsın belki halimden ha.

20 Aralık 2009 Pazar

doğum günü kutlaması yaptık


bugün biri 19'unu bitirip 20'ye doğru koşar adımlarla ilerlemeye mi başlamış ne?
19muş 199muş bilmem
iyi ki doğmuş.
cidden ha beyza iyi ki doğmuşsun ulan!



ilginç bi ayrıntı istersen ağız dolusu bi hassktirle başlayan gün akşam annemin çok geç kalma gıda almaya gidelim evde kimse yok tek başıma taşıyamıyorum demesiyle sona yaklaşıp, marketten siyah far, saç boyası ve banyo sabununun yanında gıda namına sadece 2 kilo baldo pirinç almamızla son bulmasını söyleyebilirim.

19 Aralık 2009 Cumartesi

bi melek (!) düştü sanki


mümkün olan her fırsatta kendini oraya buraya atıp yaralanmayı adeta görev edinmişçesine büyük bi disiplinle gerçekleştiren şahsımın son aylarda okulun en kalabalık köşelerinde tökezleyip, yere yapışmaktan son anda kurtulmaktan daha şiddetli bi şeyler yaşamamış olması kitleler tarafından şaşkınlıkla karşılanıyodu.

neyseki az önce büyük bi coşkuyla tuvalete koşerken yere yapışıp, bu beklenen olayı insanların olmadığı bi ortamda atlattım. sağ bileğim kötü oldu acıyo baya tabii ama kırık değil korkma. kırılsa duramam çünkü (hehe)

o değil de bak şimdi mesela benim yakın zamanda sağ bacağımda oldukça hoş morluklar oluşucak diye tahmin ediyorum. her yanı yara bere içinde bi insanım o ayrı zaten de.. işte böyle salak salak izler neyin olunca oramda buramda ve insanlar nooldu diye sorduğunda düştüm diyince kendimi erkek arkadaşından/babasından/başka bişisinden dayak yemiş ve söyleyememiş kadınlar gibi hissediyorum. sanki karşımdakiler inanmıyo da içten içe "dayak yemiş belli, söyleyemiyo" diyomış gibi geliyo. halbuki yok yahu valla düştüm.

18 Aralık 2009 Cuma

ego değil bu bambaşka bişi.


şu an yatağa ters yatmış bulaşık yıkarken ıslattığımn tişört başucumda üstümde o pek sağlıksız laylon atlerden biri, pijamanın da tek bacağı ıslanıp dize kadar sıyrılmış ve ranzanın kenarcığından sarkmış vaziyette yazıorum bunu.. yani bunları söylemesem de tahmin edebileceğin gibi hiç de seksi haller yok odada.

allah sırf bi karaoke için ebeveynlerini satan ve evceğizine gitmeyen şahsımı cezalandırmak istemiş olucak ki, 14.50 tl bayılıp izlediğimiz new moon'un ikide bir sesinin gidip gelmesi ve filmin hemen ardından yaşadığım duygu halleri (bana da aşk! temalı zırlamalar) yetmiyomuş gibi saatlerce yurda dönememek ve döndüğümde de insanın canına okuyan soğuk ve ıslaklıkla karşılık verdi.. ellerim ve ayaklarım buz kesmiş vaziyette odaya döndüğümde zihnimden geçen tek şey koyiyim karaokesine ulan gitmiyorum hiç bi yere idi pek tabii. şu an ilk paragraftaki hallerdeyim işte. evde olabilirdim halbuki.. yarın hiç sokağa çıkmam gerekmeyebilirdi. annem yeşilçay isteyen var mı diye sorduğunda önce hayııır diyip, ardından ya da yap yaa bana da yap diyebilirdim. hep bu hayınlığımdan kaynaklanıyo bunlar..

benle bi alakası olmaması gibi bi ihtimal de var tabii.. soğuyan hava ağırlaştı ve bulutlar onları taşıyamaz hale geldi ve saldı falan filan.

ama düşününce birincisi daha bi doğru gibi.. yani biliyosun dünya benim için dönüyo sonuçta.

17 Aralık 2009 Perşembe

yapman fox etmen fox beni böle goman fox

durup duruken kendini kapamasının hemen ardından bana sormadan kendini güncelleyen pek güzide firefoxumun açılır açılmaz çökmek gibi bir adet edinmesi karşısında şaşkınlıkla bakmaktan başka bir şey gelmiyo elimden. internet explorer'dan yazıyorum bunu inanmazsın. hayır silip yeniden yükleyebilirim tabi ama şimdi ohoooo..

bekliyorum acaba ne zaman "nudity" türkçeye yedirilcek diye*

azimli kedi

5 türk lirası değerindeki sebzeli tavuklu dürümümün yarısını okulun çok iyi duygu sömürüsü yapan kedilerine bırakıp geldiğim ve dolayısıyla ilerleyen saatlerinde açlığımı hazır domates çorbasıyla bastırmaya çalışacağım bir akşamdan merhabalar!

tüm hızıyla devam ettirilen büşüyü gerçek bir kıza dönüştürme hareketinin bugünkü ayağında oda arkadaşlarım gayet kız gibi giyinmiş ve süslenip püslenmiş şahsımın sırt çantasını elinden alıp yerine kol çantası vererek bir ilke imza attılar. direnmedim sanma, direndim ama nasıl ki havuza böyle yavaş yavaş değil bi kere de atlarsın ve biter.. değişim dediğini de bi kerede yapıcaksın , öyle yavaş yavaş olmaz diyerek savuşturdular direnişimi. fena da olmadı aslında ama yarın yine siyah montum ve sırt çantama dönüş yapıyorum. hava çok soğuk, biraz ısınsın kıza dönüşme çalışmalarını devam ettiricem söz..

o değil de feysbukta kızın birinin üstünde oynama yapılmış pek karizmatik fotoğrafında gözündeki parlaklı güneş gözlüğünün camından yansıyan cep telefonuyla hiç bir arkadaşının dalga geçmemesi gerçeği beni her geçen gün tüketen ayrıntılardan sadece bi tanesi. bunu komik bulmayan insanlar olmasına anlam veremiyorum!!

yarın inşallah artık new moon'u izliycez de bu yük de omuzlarımızdan kalkıcak, hayırlısıyla rabbime.

bak izlemek dedim de Gran Torino izledik bugün. güzel film ama bazı bazı çok acıtıyo insanın içini.. ona göre sonra nakadar ağladım hacıağ bilemezsin diye gelme bana, bilirim.


*sanattır, medyadır şudur budur derken ingilizce ya da fransızca kelimeleri konuşmasına serpiştirdiği oranda entelleştiğini düşünen insanlardan nefret ettiğimi daha önce de belirtmiştim herhalde. ha bi de onlar yüzünden gelip bana "türkçeyi bozma seni pis ingilizce öğrencisi" temalı nutuklar çekilmesini de hiç iyi karşılamıyorum.

16 Aralık 2009 Çarşamba

sigara içtiği halde ortam yapamayandan büyük loser tanımadım.


efenim nedir bu (500) days of summer çılgınlığı böyle yahu?
bildiğin çığ gibi büyüyerek geliyo.
şu son bi haftada kendisiyle ilgili taze taze yazılmış en az 4-5 tane yazıyla rastlaştım.
merak sardı dört bi yanımı, ama bilgisayarımda yer yok resmen önce diğer filmlerimi neyin izleyim de yer açılsın derdindeyim.
hayırlısı tabii.

o değil de tiyatroya gideceğidim bugün yetişemedim resmen. kültürlenemedim, eksik kaldım.

hepsini geçtim hani alelade zamanlarda saçın başın çok güzel olur ya.. öyle oldu bana, saçlarımı yıkadım pek bi şahane görünüyolar.. alt kata iniyim yurdumuzun erkek sakinlerine bi göstereyim saçımı başımı dicem de onların da pek gideri yok güzel halimi görseler nolucak. şaka maka sıcak bi oda hasretiyle merdivenleri çıkarken diğerinin üstüne attığı bacağının paçasını dize kadar sıyırmış, bacağındaki kıllarla oynarken telefonda konuşan adamlarla karşılaşmak nası bi his biliyo musun ha? hele bi de bu görüntünün plastik terliklerle tamamlandığı bi manzarayı zihnin alabiliyo mu? benim alamıyodu.. ta ki onlardan bir tanesini koridorda nefes alır, konuşur imgesinin canlı halini görünceye kadar. bu şekilde gördüğün insandan tiksinme hali bu. çok da tabi değil mi allahını seversiniz?

yüzyıllık yalnızlık başlıyo, başlıyo, başlıyo..


"yaa erkek arkadaş böyle ilgi filan istiyo.. onunla ilgileniceksin, uğraşıcaksın bişeyler.. yaa eve hayvan almak gibi bi şey aslında"


15 Aralık Salı - Dilşut



...başladı

14 Aralık 2009 Pazartesi

ondan sonra büş sen neden böyle şeyleri bilmiyosun?


büşü: aaa ben geçen gün midye dolma yedim ilk defa..
annem: ıyy iğrençsin
babam: öghk sümük o be resmen. resssmen sümük yemişsin.. buraya sümküriyim onu ye daha iyi.. iğrenç pis bişey o.. çok kötü, sümük resmen.
büşü: niye öyle diyosunuz yaa..

11 Aralık 2009 Cuma

dtp'nin kapatılmasının evceğizimizdeki yansımaları


hayır bak nolur kızım taksime filan gitmek yok bi süre..
bi sürü olay neyin çıkıcak, sağ sol patlatılır şimdi.
aklım sende kalmasın sonra.


ama anne bilmez ki kızı para vermeden trivial pursuit oynayamaz,
o dokunmatik ekranı buldu mu oynamadan duramaz oldu.

8 Aralık 2009 Salı

mutluluktan ölmek üzere olduğumu bilmiyosun tabi sen şu an ama..

uyumamamız gerekiyo. ama ecem gözlerini kapatmış..

büşü: uyumaaa!
ecem: uyumuyorum
büşü: gözlerini de dinlendirme!
ecem: gözlerimi dinlendirmiyorum, göz kapaklarımı izliyorum ben.
büşü: peki o zaman.


... söyleyebileceğim tek bi şey var ki evet, gerçekten, GERÇEKTEN ne istersem oluyo. gerçekten diyorum bak.

biradan bile sorun çıkarmak


bi yere gittiğimizde hiç tanımadığım insanların neden bira içmiyosun baskısı yapıp, sevmiyorum yanıtıyla tatmin olmayıp, ısrarcılığı git gide arttırmak suretiyle sabrımı taşırıp beni en sonunda yeter ulan uzat bardağı çığırışlarıyla *kocamanyudumalsuratburuşsun* şeklinde kodladığım harekete itip, geceyi aha içtim bira içmememden siyasi/dini vs. herhangi bir yargıya ulaşamıycaksın.. sadece bira sevmiyorum, sevmiyorum, sevmiyoruuuuuuoooğm!! ifadesiyle sonlandırmama sebep olmalarına uyuz oluyorum.
çeşit çeşit insan var yahu, içtiğim içmediğim dert olmuş millete.
sevmiyorum ulan sevmiyorum zorla mı aa!!

7 Aralık 2009 Pazartesi

selebriti

mıhaıh dün gece okan bayülgen'e gittik.
enes, aziz izledim bütün gece,
sonra da yanlarına gittim..
hatta inanmazsın "ne çekilicem onlar gelsin benle çekilsin" şeklinde özetlenebilecek prensibimi de çiğnedim, unufak ettim ve "fotoğraf çekilelim mi??" dedim..
sesim en tizinden kız sesine dönüşürken kendi kendime yabancılaştım ama çaktırmadım.
sonuç annemle açıp açıp baktığımız bi adet enesli, bi adet de hem azizli hem enesli fotoğraf.


şaka maka tool gördüğüme bu kadar sevinmediydim yahu.

6 Aralık 2009 Pazar

kim bu akşam okan bayülgene gidiyomuş acaba yahu??

ben.
iyi bi çocuk olursam aziz'le enes'in olduğu tarafa bile oturabilirim belki.

5 Aralık 2009 Cumartesi

hiç bişey kazanamasam en ilginç motivasyon ödülünü kazanırım diye umuyorum

dilşut dün gece mail atmış bana, al büşüm bak bi yarışma varmış sen seviyosun ediyosun böle şeyleri bak bi istersen deyu bendeki borsa haberi ve onları anlayabilen insan sevgisi de malum, ben de yabarım ne güzelmiş diye atladım..
fakat yarışmayı kazanmayı geçtim yarışabilme şansımı bile tahmin etmek için başarılı bir forex yatırımcısında olması gereken özelliklere bakmak yeterli

  • İyi bir teknik eğitim ve trading bilgisine sahip olmalısınız forexi açıklayamıyorum daha
  • Piyasaların hareketlerinin temel nedenlerini iyi kavramalısınız hayırlısı tabii
  • İşlem yapmanın psikolojik yönünü iyi bilmeli ve iyi bir psikolojik kontrole ve disipline sahip olmalısınız. buna diycek bişey bulamadım

resmen acınası bi durumdayım evet ama hala borsacıları çekici buluyorum.

4 Aralık 2009 Cuma

şu an ihtiyacım olan şey tam olarak üstünde isminin yazılı olduğu starbaks bardağı samimiyeti


yorgunluktan ölmek üzereyim ey güzel insan,

bebek'te ev oturmasına gittik merve hocaya.. evi pek übermiş vallahi..

ama işte didik gelmedi e zaten dilşut'un da hocası değil yalnız gittim.. sınıfın diğer elemanları o yönümü bilmediğinden bütün edepsizliğim içimde kaldı, en son eve dönerken "altını almak"tan bile erotik şeyler çıkarır durumdaydık/m..

eve geldim moschino'dan mail gelmiş (evet mail lisetelerindeyim çok şaşırtıcı di mi) direk öğrenciyim olum ben mantığıyla cheap and chick' e tıkla.. moschino cheap'iyle beni cheap'imin uyuşmiycağını tabii ki biliyodum ama bin yüro ne zamandan beri cheap acaba diye düşünmekten kendimi alamadım yine de..

bütün hafta müzik dinleyemedikten sonra kulaklığımla yeniden buluşmamız da ayrı bi duygusal oldu.. allahım beni muradıma erdirsin derkene kastettiğim tam olarak bu değildi ama daha açık şekilde de belirtemiyorum isteğimi şu an şuracıkta..

dün mesela kulaklığım yok idi ama author vardı sourberry'de.. oda arkadaşların ateşli tartışmalarla ülkeyi kurtarmaya çalışırken "mastürbasyon çekmek"ten bahseden birini dinlemeye çalışmak insanı gerçekten çok yüzeysel biri gibi gösteriyo..

bitirmeden, bizimkiler de dert değil be şekitom millet nelerle uğraşıyo demeyi kendime borç biliyorum.. haline şükretmek gibi şeylerden oldukça uzak bi bünye olmama rağmen gözüme gözüme giren bu gerçeği daha fazla görmezden gelemedim.. arz ederim.

3 Aralık 2009 Perşembe

sorarım sana

Dakota Fanning'in bile artık şöyle göründüğü bi dünyada yaşamak istememem çok mu anormal?

kuzey kampüs önünde duygusal buluşma - görenler gözyaşlarını tutamadı

kıroluk derecesinde duygusal olmayan anne kızlı fotoğraf bulamadım arkadaş.. anca bu, idare et artık


kuzenim annemi çaldı böhü temalı sızlanmalarım içine mi doğmuş olucak nedir bilmiyorum, tam da çok fazla yemek yeme kaynaklı karın ağrılarıyla cebelleşirken annemciğim aradı, ben sarıyer'e gelmiştim bugün sana da bi uğrayım dedim şekitom dedi. anam, garip anam, mandalina mı aldın ne hoş anam, dibin gelmiş boyayalım bu hafta sonu anam! dedim atlayıverdim boyuncuğuna.. yatağın çok karışık, dolabını topliyim, anne kirli kıyafetlerimi almak ister misin derken yaa ben böyle pek düşkün gibi görünmüyorum ama dayanamıyorum yollamıycam seni başka ülkelere neyin de yanı başımda yaşa hep, napiyim anne sen de benle gelirsin o zaman bi yerlere gidiceğim zaman lafıyla aynı anda zihnin derinliklerinde yankılanan fak yu canan abla haha benim annem çünkü o hıh şeklindeki zafer çığlıkları. duygusal hallerine kanıp affettim anneciğimi de ama kuzeni asla.

4-8-15-16-23-42 desem bi çırpıda bilicektin ama


hayal kırıklıkları içinde lise 1'deki biyoloji hocamızın "yazıklarım olsun size! yazıklarım olsun!!" haykırışlarını taklit ederek dolanıyorum yurt odacığımda.
kimse -kimse değil aslında ekşiden bi insan bildi ama o sayılmaz arkadaşım filan değil, tanımam etmem en nihayetinde- çıkıp da ben biliyorum 100408-585530-905808-0928'i the sims (1)'in cd key'iydi o demedi! DEMEDİ!!!
ağlıyorum burda haberin yok..
bayram geleneklerini şunları bunları kaybetmeyelim diye kasarken sims 1'in cd key'i gibi önemli bi değerin unutulmasına nası göz yumarsınıaaaaaz??
senelerce oynamadınız sims ha, ne biliyim hot date filan çok über eklenti paketleriymiş gibi gelmiyo muydu size de o zamanlar??


3 Aralık'ı sims 1'i anma günü ilan ediyorum ulan! herkese hayırlı ola.

2 Aralık 2009 Çarşamba

sırf "hayden gelen huya gider" diyebilmek için hayden panettiere'le ilgili blog yazıyodum zor tuttum kendimi


tam gaza gelmiştim en uyuz olduğum kızların listesini yapıyodum ki kader beni
100408-585530-905808-0928
numaralarıyla karşılaştırdı.
nostalji yaptım, duygusal anlar filan
bekliyorum birileri hatırlıycak mı acaba diye..
gugıla sormadan bilenleri çok takdir edicem :)
hadi düşün bakalım.




1 Aralık 2009 Salı

saltuk insanına! her nerede (izmir) yaşıyor ve yaşatılıyorsa

bugün de sabahtan dershane yolu tuttuk malum ozan bey (ki kendisiyle ilgili olan düşüncelerimin değişimini blogdan takip etmek çok çok kolay) izmir dolaylarından geldi. yavrum saçlarını uzatmış, bi şeker olmuş bi şeker olmuş. yanakları ve gözleri kocaman zaten ilk yarım saat kendime gelemedim ki şu an da kendisini evlat edinme konusunda bi takım düşünceler içindeyim.. bi tek yalnız başına durmasın, başlamışken ezgiyi de evlat ediniyim diye düşünüyorum ama o zaman ensest filan olmuş oluyo mu diye derin kaygılarım var, bu soruyu da bi çözüme kavuştursam evet olucak gibi.

+true blood diye bi dizi var ya onu izliyorum işte ama abi resmen porno ya, porno yani bildiğin..
-hadi yaa çok beğeneni var ama
+hayııır ben de çok beğeniyoruuum
asdfgfdsasdfg.
biz saltuk seviyoruz. hıhı evet.

hiç insanın kuzeni annesini çalar mı ya!?

bunu da çocuğu yerine yeğeniyle muhabbet etmeyi tercih eden ebeveynlere ithaf ediyorum


şunca yıldır kardeş sahibiyim ebeveyn paylaşma konusunda zerre sıkıntım olmamış, kıskanmak filan bilmediğim şeyler bunlar hep.. yani öyleydi.
şöyle ki en büyük ve en sorunlu kuzenceğizimle -annemin yaş itibariyle kendisine en yakın yeğeni olur 10 yaş kadar küçük kendisinden- günde minimum yarım saati bulan telefon konuşmalarıyla zaten bi süredir beni sinir ediyolardı.
az önce aradım kendisini nabıyon nediyon konuşması için çünkü evde olduğumda o gün ne yaptığımı inciğine cinciğine kadar anlatan bi insanım ve yıllardır devam eden alışkanlıktan bi anda kurtulamıyo insan. bi andan da haber vericem cuma değil cumartesi gelicem eve, pazar da şu var bu var bik bik, parasal durumlar neyin..
hanım telefonda yeğeniyle konuşuyomuş.
bizim konuşma aynen şu:

-nassın iyi misin, hıhı tamam kızım hıhı.
+anne ben pazar bidi bidi..
-hıhı tamam hadi kızım tamam peki. hıhı hadi iyi bak kendine çat.

ULAAAAAAAAAAAN!!!!! BU KADIN KİMİN ANNESİ??
illa depresyona neyin mi girmem lazım anlamadım ki!
sanki kendi annesi yok benimkine kalmış.